Archaeopteryx’in tahtını sallayan Xiaotingia (Dikkat abartılmış haber)

Çin’de bulunan tavuk büyüklüğünde bir dinozor fosili, kuşların kökeni üzerine uzun zamandır kabul edilen birkuramı (teoriyi) alt üst edebilir. 150 yıldır, Archaeopteryx adı verilen bir tür, gerçek anlamda ilk kuş türü olarak bilim çevrelerinde kabul görüyordu. Bu tür, kuşların ve uçuşun evrimine ilişkin önemli bir başlangıç noktası kabul edilmişti. Ancak yeni bulunan fosil, bu canlının tüylü bir dinozordan ibaret olduğunu ve eskivarlıkbilimcilerin (paleontologların) inandığı kadar büyük bir önem taşımıyor olabileceği görüşünü doğurdu.

Çin’in Liaoning eyaletinde bulunan fosil, 145-161 milyon yaşındaki Geç Jura dönemine ait kayaçlar içinde keşfedilmiş. “Xiaotingia zhengi” adı verilen fosile ilişkin haber, Nature (Tr. Doğa) dergisinde yer aldı. Araştırmaya ilişkin raporun yazarları, son 30 yıl içinde adı geçen üç türün, şimdi “dünyanın en eski kuşu” sıfatına en ciddi adaylar arasında sayıldığını belirtiyor.

Archaeopteryx“, bilim çevrelerinin gözünde önemli bir yere sahipti, zira sadece ilk kuş türü olarak görülmesinin yanında, evrimin en açık örneklerinden biri kabul ediliyordu. Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı evrim kuramını anlattığı kitabını yayınlamasından iki yıl sonra, 1861 senesinde Almanya’daki Bavyera’da bulunan bu fosil, hem sürüngenlerin hem de kuşların özelliklerine sahip göründüğünden “dünyanın ilk kuş türü” olarak kabul görmesi de fazla zaman almamıştı. Ama son yıllarda kuşlardakine benzer özelliklere sahip daha eski fosillere ulaşılması, bu konuda şüphe uyandırmıştı.

Eskivarlıkbilimci Şing Şu (İng. Xu Xing), 155 milyon yıl öncesine, Dinozorlar Çağı’na dayanan yeni keşiflerinin, Archaeopteryx’u tahtından ettiğini söylüyor. Ancak bilim insanları yine de temkinli olmakta yarar görüyor ve yeni keşfedilecek bir fosilin pekâlâ her şeyi birden bire değiştirip iki fosilin de kuş olarak kabul edilmesiyle sonuçlanabileceğine dikkat çekiyor. 2 sene önce, kuşların atası Anchiornis Huxleyi olur mu denilmişti..

Eskivarlıkbilimci Lawrence Witmer dünyanın ilk kuş türünü tespit etmenin çok güç olduğunu belirtirken 150 milyon öncesine bakıldığında ilkel (primitif) canlıların özelliklerinin birbirine çok yakın olduğunu hatırlatıyor.

Not: Xiaotingia zhengi’nin  Dromaeosauridae ailesine yakın olduğu saptanmıştır. Troodontidae ailesine girmediği için çok yaşlı sayılmaz değil mi? Kuşlara yakın olduğunu da nereden çıkardınız? Archaeopteryx, Deinonychosauria adı verilen Velociraptor gibi dinozorların yer aldığı gruba yaklaşmııııış hepsi bu, yani bunun Archaeopteryx, tüm kuş özelliklerini kaybetti şeklinde lanse edilmesi biraz tuhaf ve kafa karıştırıcı böyle olduğunu sanmıyorum yeni yeni fosiller bulundukça evrim ağacındaki sıralama değişiyor haliyle bulunan “gerçek” kuşlar daha geriye gidiyormuş benim de kafamı karıştırdılar, aslında Archaeopteryx olduğu yerde kalıyor Arki’den ne istiyorlar ya? (Xiaotingia Zhengi, Archaeopteryx’ten çok mu farklı ki?) Arki’nin hem kuşlara yakın olup hem Deinonychosauria grubuna yakın olması zaten onu eşsiz kılmıyor mu? Aydınlatılmaya ihtiyacım var (dermişim) daha eski kuşların ortaya çıkması dinozorların kuşa evrilemeyeceği anlamına mı gelir? İnsanın canını sıkmayın şöyle saçma sapan haberlerle biri (bir bilim insanı) bunları yayımlamadan önce okusun sürüngenlerle kuşlar birbirinden çok farklı sanki…Richard Dawkins’in Reptilia sınıfı gereksiz düşüncesine katılmamak mümkün mü şu haberden sonra…Kavram karmaşası kavram karmaşası ve aptallar birbirini kovalar…

If a wide variety of dinosaur lineages had survived, birds would not stand out: they would not have been elevated to the status of their own class of vertebrates, and we would not be asking any such question as ‘Where are the missing links between reptiles and birds? Dawkins

İlk kuşu bulamıyoruz :))))

Dinolardan kuşlara doğru evrimin süreci

Fosil kanıt hem, kuşların ve dinozorların burun delikleri,hava dolu kemikleri, sindirim sistemi, ve kuluçkaya yatma davranışlarında da mide taşı gibi özellikleri paylaştığını gösterir,. Yumuşak dokunun, hücresel anatominin moleküler bir karşılaştırması ve kollajen dokusunun protein sıralamasına izin verdiği fosilleştirilen Tyrannosaurus rex’in çığır açan keşfine göre, T. rex ve kuşlar , birbirlerine timsahlara olduğundan daha çok ilgilidirler. İkinci bir moleküler çalışma , dinozorlarla kuşların ilişkisini destekledi, umulduğu gibi kuşlar theropodanın içinde yer almıyorlardı. Bu çalışmada, bir  hadrosaur olan Brachylophosaurus canadensisin bir uyluk kemiğinden çıkardığı sekiz ekstra kollajen sırasından faydalanıldı.

Sadece birkaç bilim adamı hala, , archosaurian sürüngenlerinin nesillerini ileri sürerek kuşların dinozor kökenlerini  tartışır. Dinozor soyunu destekleyen fikir olarak, ilk kuşlara  yükselişi veren maniraptoran theropodsu evrimsel olayların  sırasını düşünürsek bu hala sıcak bir konudur. Kuş uçuşunun kaynağı ayrı bir konudur yalnız ilgili sorularla ilgili de birkaç cevap vardır.

Araştırma geçmişi

Huxley, Archaeopteryx ve ilk araştırmalar

Kuşların kökeniyle ilgili bilimsel araştırmalar kısaca 1859dan sonra yani evrim teorisini doğal seçilime bağlayan Charles Darwinin çığır açan kitabı Türlerin Kökeni üzerinenin yayımlanmasından sonra başladı.1860da,Almanya geç Jurassic dönemine ait fosilleşmiş bir tüy Christian Erich Hermann von Meyer tarafından keşfedildi ve bu gelecek yıl Archaeopteryx lithographica olarak tanımlandı.Richard Owen 1863 tam bir iskeleti sürüngene benzeyen kuyruk ve ön ayaklar gib birçok yönü olmasına karşın onu bir kuş olarak tanımladı.

Biyolog Thomas Henry Huxley evrimle ilgili yeni teorisine kuvvetli destek  için “Darwin’in buldogu” olarak bilinen, Archaeopteryx’i neredeyse  kuşlar ve sürüngenlerin arasında geleneksel  bir fosil olarak  benimsedi. 1868′de başlayarak, Huxley, çeşitli tarih öncesi sürüngenlerle Archaeopteryx’in ayrıntılı karşılaştırmalarını yaptı, ve Hypsilophodon ve Compsognathus gibi dinozorlarla  benzerlikler olduğunu buldu. 1870lerin sonuna doğru keşfedilen Archaeopteryx’in “Berlin örneği” nin dişleri sürüngen dişlerin bir takımını tamamladı,bu da nitekim kanıt oldu. Huxley, kuşlar ve dinozorların arasında evrimsel bir ilişkiyi ortaya atan ilk kişiydi, gerçi ona çok güçlü bir yaratılışçılığa inanan Owen tarafından karşı çıkılıyordu. Huxley’in sonuçları, Franz Nopcsad dahil,  birçok biyolog tarafından kabul edildi, diğerleri , özellikle Seeley, bir noktada birleşen evrimi benzerliklerini  tartışmaya devam ettiler.

Heilman ve thecodont (dişleri içte olma) hipotezi

Danimarka Gerhard Heilmann’nın yazıları yirminci yüzyılın başlarında gelen bir dönüm noktası oldu. Ticari bir sanatçı olan Heilmann’ın, kuşlara karşı bilimsel bir ilgisi vardı, ve 1913′ten 1916’ya, birkaç yerde onun araştırmasının sonuçlarını yayımladı, anatomi, embriyoloji, davranış, paleontoloji, ve kuşların evrimiyle uğraşıyordu.onun işi, başlangıçta Vor Nuvaerende Viden om Fuglenes Afstamning olarak Danimarkaca yazdı, derlendi, İngilizce’ye çevrildi, ve kuşların kökeni olarak 1926′da yayımlandı.

Görsel: Heilmann’ın hipotezindeki Proaveslere dair 1906 tarihli bir canlandırma

Huxley gibi, Heilmann da, tarih öncesi  sürüngenlerin ayrıntılı bir listesiyle  Archaeopteryx ve diğer kuşları kıyasladı, ve hem de Compsognathuslar gibi  theropod dinozorlarının benze diği noktalar olduğunu söyledi. Gerçi, Heilmann, kuşların, köprücükkemiklerinin ,bir kemiğin, (“Lades kemiği”) ladesi çağrıştırdığını not etti  ve, köprücükkemikleri, daha ilkel sürüngenlerde tanımlanmışken, onlar henüz, dinozorlarda tanımlanmamıştı. Onun, evrimin, geri dönüşü olmadığını belirten Dollo’nun yasasına inanan biri olduğundan beri, Heilmann, köprücükkemiklerinin, dinozorlarda kaybolduğunu , ve kuşlarda tekrar evrimleştiğini kabul edemedi. O, kuş ataları olarak dinozorları göz ardı etmek için ve bir noktada birleşen gelişime onların benzerliklerinin hepsine atfetmek için gerekliydi. Heilmann, kuş atalarının sürüngenlerin daha ilkeleri “Thecodont”larının  içinde bulunacak olduğunu belirtti. Heilmann’ın bu aşırı  tutumu, onun kitabını, alanında bir klasik yaptı, ve kuşların kökeni üzerine tüm sonuçları, sonraki 40 yıl  boyunca neredeyse bütünüyle evrimci biyologlar geçerek kabul edildi.

Görsel: Tyrannosaurus’un tunçtan yapılmış lades kemiği için bakınız. Field Museum – Chigago

Köprücük kemikleri, nispeten hassas  kemiklerdir, ve bu yüzden yok edilme ya da en azından zarar görme tehlikesiyle en fazla karşı karşıya kalan kemiklerdir. Buna rağmen köprücükkemikleri, Heilman onu kitabında yazmadan önce theropod dinozorlarında bulunmuştu ama tanımlanamamıştı. Dinozorlarda köprücükkemiklerinin yokluğu, 1936′da ilkel theropod Segisaurus’ta köprücükkemiklerinin keşfine rağmen geçerli  görüş oldu. Bir dinozorda köprücükkemikleriyle ilgili sonraki rapor, 1983′teydi ve o, soğuk savaşın bitiminden önce yayımlanan bir Rusça makaledeydi.

Heilman’ın aksine, paleontologlar şimdi, köprücükkemiklerinin olduğunu kabul eder, ve birçok durumda da lades, theropodsların standart bir özelliği değildir,ama saurischian dinozorlarının standart bir özelliğidir. 2007inin sonlarında kemikleştirilen ladese ( kıkırdaktan ziyade kemikten yapılan), theropodsun neredeyse bütün türlerinde, temel theropodlar, Eoraptor ve Herrerasauruslar hariç, bu kemik bulundu.  İlkel theropod Segisaurus’a ait bir ladesin ilkl raporu (1936), 2005′te bir tekrar sınanması ile doğrulandı. Lades gibi köprücükkemikleri de, erken bir Jurassic sauropodomorphlarından olan  Massospondylus’ta bulundu.

Görsel: Deinonychus (solda) ve Archaeopteryx’ın (sağda) ön ayaklarındaki benzerlikler John Ostrom’un dinozorlar ve kuşlar arasında bir bağlantı olduğunu düşünmesine yol açtı.

Ostrom ,  Deinonychus ve Dinozor Rönesans’ı

‘Thecodont’ hipotezine karşı, Montana’da yeni bir theropod dinozorunun 1964 keşfinden sonra gelgitler oluşmaya başladı. 1969′da, bu dinozor, tanımlandı, ve Yale üniversitesinden John Ostrom tarafından Deinonychus adlandırıldı. Gelecek yıl, Ostrom, Hollandada  Teyler müzesinde Pterodactylus’un bir örneğini Archaeopteryx’in başka bir iskeleti olarak tekrar tanımladı.Örnek, çoğunlukla tek bir kanattan oluşuyordu ve onun tanımlanması, Archaeopteryx ve Deinonychus’un bileklerinin arasında benzerliklerden Ostrom’u haberdar yaptı. [23]

1972 yılında, İngiliz paleontolog Alick Walker kuşların thecodontslardeğil de Sphenosuchuslar  gibi timsah atalarından türemiş olduğunu ileri sürdü. Ostrom ‘un theropodslar  ve ilkel kuşlar ile ilgili çalışmaları onu 1970lerin ortasında bazı cevaplar içeren yayımlar yapmasına ve,kuşlar ve theropod dinozorlar arasında büyük benzerlikler ortaya çıkarmasına sebep oldu ve  bir yüzyıl önce Huxley tarafından ortaya konulan fikirleri canlandırdı. Ostrom’un kuşların dinozor atalarının yeniden tanımlanmasıyla  birlikte dinozor metabolizma, aktivite düzeyleri, anne ve babalarının bakımı ile ilgili diğer yeni fikirleri, 1970lerde başlayan ve günümüze kadar devam Dinozor Rönesansı olarak bilinen dönem başlattı.

Ostrom’un açıklamaları, (kladistik) filogenetik  (Willi Hennig’in çalışmalarıyla 1960lar’da başlayan) sistematiğinin benimsenmesiyle zıt düştü. Kladistik, türün onların evrimsel ilişkilerinde , onların anatomik karakteristiklerinin istatistiksel bir analizini kullanarak temel alınan düzenlemenin bir metodudur. 1980ler’de, kladistik metodolojisi, Jacques Gauthier ve diğerleri tarafından ilk zamanlar boyunca , kuşların, theropod dinozorlarının türetilen bir grubu olduğunu su götürmez bir şekilde gösteren dinozor filogenye şeklinde uygulandı. İlk  analizler Deinonychus gibi dromaeosaurid theropodsun, , birçok defalar kanıtlarla desteklenen bir sonuç olarak kuşlarla çok yakın ilişkili olduğunu akla getirdi .

Görsel: Sinosauropteryx prima fosili

Modern araştırmalar ve Çin’deki tüylü dinozorlar

1990ların başları, kuzeydoğu Çin’in Liaoning vilayetinde  erken Cretaceous döneminden jeolojik biçimde olağanüstü bir şekilde korunan kuş fosillerinin keşfine tanık oldu.1996′da Çinli paleontologlar, Yixian biçiminden kuşun yeni bir cinsi olarak Sinosauropteryx’i tanımladı, ama bu hayvanın  bir theropod dinozoru olarak Compsognathus’la yakından ilişkili olduğu çabuk anlaşıldı. Şaşırtıcı şekilde, onun vücudu, uzun ipliğimsi yapılar tarafından örtülüydü. Bunlar, ‘Protofeathers(takma tüy)’ unvanı verildi, ve kuşların daha gelişmiş tüyleriyle türdeş olduğu düşünüldü, bazı bilim adamlarının, bu değerlendirmeyi onaylamamış olmalarına rağmen.Çinli ve Kuzey Amerikalı bilim adamları, hemen sonra Caudipteryx ve Protarchaeopteryx’i tanımladı. İskeletle ilgili özellikleri temel alınan bu hayvanlar, avian olmayan dinozorlardı, ama onların kalıntılarıyla, tüyleriyle bu kuşları andırıyorlardı. “Archaeoraptor” National Geographicte (1999) örnek araştırması olmadan tanımlandı, ama kalıntılar, yasal olarak ve yasadışı bir şekilde Yixiandan dışarı çıkarılmaya kaçırılmaya devam etti. Tüyler veya “Protofeathers”, Yixian’da, theropods çeşitlerinde bulundu, ve aşırı derecede kuşa benzeyen dinozorların keşfiyle, neredeyse tamamen, theropods ve kuşların arasındaki morfolojik boşluğu kapattı.

Küçük bir azınlıktaki kuşbilimciler ,Alan Feduccia ve Larry Martin dahil, kuşların, onun yerine ilk archosaursun, Longisquama veya Euparkeria gibi torunları olduğunu göstermeye devam ettiler. Kuşun embriyolojik çalışmaları kuş ve dinozorların türdeşlik basamağı hakkındaki soruları artırdı. Gerçi ikna edici kanıtlar karşılaştırmalı anatomi ve filogenetik ile sağlandı, Çin’den  tüyle kaplanan dinozor fosillerine ek olarak, kuşların, dinozorlardan evrimleştiği fikri ilk olarak, Huxley tarafından şiddetle savunuldu, müteakip Nopcsa ve Ostrom tarafından da, bugünün paleontologlarının arasında neredeyse ittifak halinde görüş birliği yapılır.

Filogeni

Archaeopteryx tarihsel olarak, ilk kuş, veya Urvogel  olarak düşünüldü. Daha yeni fosil keşifler, theropods ve Archaeopteryx’in arasında aralığı göstermesine karşın, Archaeopteryx ve modern kuşların arasında aralığa ek olarak, filogenetikçiler, neredeyse her zaman, Aves’i tanımlamaya yardım etmesi için Archaeopteryx’i kullandılar. Aves  çok seyrek olarak, modern kuşların kalabalık  bir grubu olarak tanımlandı. Neredeyse bütün palaeontologistler kuşları Coelurosaurian theropod dinozorları olarak tanımladı. Coelurosauria, çeşitli kladistik analizleri, , , therizinosauroids, oviraptorosaurs, troodontids, dromaeosauridsin oluşturduğu Maniraptora kuşları için destek buldu. Bunlardan, dromaeosaurids ve troodontids genellikle, (nesli Eumaniraptora’yı oluştururken) içinde kuşlara bir kız kardeş grubu olan  Paraves sisteminde  Deinonychosauria ile  birleştirilir. Diğer çalışmalar, genellikle avian olmadığı düşünülmüş dinozorların belli gruplarının, avian atalarından gelişmiş olduğuna inanan alternatif filogenetikçilerden  tarafından iddaa edildi. Örneğin, 2002 yılındaki  bir analizde, temel avians olması muhtemel bir oviraptorosaurs bulundu. Asya ve Amerika’dan tanınan Alvarezsaurids, , temel maniraptorans olarak ornithomimosaursun kız kardeşi olan ilk kuşlar kadar özelleşmiş olan paravianlar gibi sınıflandırılmış oldu. Rahonavis’in olduğu cins, ilk kuşlardan olarak tanımlandı, sonraki birkaç çalışmada da  bir avian olmayan dromaeosaurid olarak tanımlandı. Dromaeosaurids ve troodontids, Aves’in dışında değil de içinde olacağı öne sürüldü.

Kuşlar ve dinozorları birbirine bağlayan özellikler

Birçok ayrı anatomik  özellik, kuşlar ve theropod dinozorları tarafından paylaşılır. İlginç benzerliklerin bir kısmı, burada tartışılacaktır:

“Tüyle kaplanan dinozor”un ilk olarak en iyi örneği olan Archaeopteryx, 1861′de keşfedildi. İlk örnek, güney Almanya’da solnhofen kireçtaşında bulundu, nadir ve dikkate değer jeolojik bir biçim, onun şahane bir şekilde ayrıntılı fosillerdi. Archaeopteryx, bir geçiş fosilidir, özelliklerle de modern sürüngenler ve kuşlar arasında olduğu açıkça ortadadır. Türün Darwin’in yeni ufuklar açan kitabından iki yıl sonra keşfedilmesi, evrimsel biyoloji ve yaratışçılık yandaşlarının arasında oluşmaya başlayan tartışmayı alevlendirdi. Bu ilk kuşlardandır, bundan dolayı dinozor-gibidir, çevredeki kayada tüylerin açık kanıtı olmadan, en az bir örneği, Compsognathus için yanlış tanımlanmıştır.

1990lar’dan beri, birkaç  tüyle kaplanan dinozor, dinozorlar ve modern kuşların arasında yakın ilişkinin olduğuna kuvvetli kanıt olarak bulundu. Bu örneklerin çoğu, Cretaous dönemi esnasında bir ada kıtasının parçası olan kuzeydoğu Çin’in Liaoning vilayetinde kazıp çıkarıldı. Tüyler, Yixian ve birkaç yer  daha bulunmasına rağmen, dünyada avian olmayan dinozorların başka bir yerde tüyle kaplı olabileceği mümkündür. Tüyle kaplanan avian olmayan dinozorlar için yaygın fosil kanıtı eksikliği olabilir çünkü hassas özellikler, deriye benzer ve tüyler çoğunlukla, fosilleşmede korunamaz, ve bu yüzden fosilleşmiş kayıtta yoktur.

Tartışmada yeni olmuş bir gelişme, birçok dinozor fosilini “Protofeathers” izlenimlerini merkezi yapar. Protofeathers, tyrannosauroidsin de tüyle kaplanmış olabildiğini akla getirir. Yine de, diğerleri, bunların olduğunu iddia eder, protofeathersin, dinozorların kabuğunu altına yerleşen kolajen lifinin ayrışmasının sonucuolduğunu söylerler.

NGMC-91′in fosil atığı, Sinornithosaurus’un olası bir örneği.

Keşfedilen tüyle kaplanan dinozorlar şimdiye kadar, Beipiaosaurus, Caudipteryx, Dilong, Microraptor, Protarchaeopteryx, Shuvuuia, Sinornithosaurus, Sinosauropteryx, ve Jinfengopteryx’i kapsar, dinozor-gibi kuşlardan olup modern aviansa’ya anatomik olarak daha yakın olan Confuciusornis gibi kuşlarda bunlara dahildir. Onların hepsi, , kuzey Çin’de aynı alan ve şekilde bulundu. Dromaeosauridae ailesinde, özellikle, ağırca tüyle kaplanan Cryptovolans’da, uçabilme yeteneği olabilir.

Görsel: Fosil NGMC 91, Sinornithosaurus türünden olması olasılıklı

İskelet

Çünkü tüyler, çoğunlukla kuşlarla ilgilidir, tüyle kaplanan dinozorlar çoğunlukla, kuşlar ve dinozorların arasındaki eksik bir veri olarak kalır. Yine de, hem de iki grup tarafından paylaşılan çeşitli iskeletle ilgili özellikler, paleontologlar için daha önemli ilişkileri temsil eder. Üstelik, o gittikçe anlaşılırdır, kuşlar ve dinozorların arasında ilişki, ve uçuşun gelişimi önceden fark edilen, daha karmaşık konulardır. Örneğin, kuşların dinozorlardan evrimleştiğine inanılırken , bazı bilim adamları,özellikle de Gregory S. Paul, dromaeosaursun, kuşlardan (uçuş gücünü kaybeden) gelişmiş olabilecek   dinozorlardan  olabileceğini ifade etmiştir.

Kuş ve dinozor iskeletlerinin karşılaştırmaları, kladistik  analizindeki gibi bağlantı ihtimalini kuvvetlendirir, özelikle, theropodsun bir grubu olan, maniraptorslarda. İskeletle ilgili benzerlikler, boynu, bilek (hilal şeklinde bilek)kol, ve göğüse ait korsa, kürek kemiği, köprücükkemiği, ve göğüs kemiğini kapsar.

Akciğerler

Görsel: Majungasaurus ve bir kuşun hava keselerinin karşılaştırması

Büyük et-yiyen dinozorların  modern kuşlarla benzer hava keselerinin karmaşık bir sistemi vardı.Ohio üniversitesinden Patrick M. O ‘Connoru tarafından yürütülen bir araştırmaya göre. (iki bacaklı yürüyen etçil hayvanların kuş gibi ayakları vardı) muhtemel theropod dinozorlarının akciğerleri, kuşlarda olduğu gibi iskeletlerinde delik keselere havayı pompaladı. ” şimdiki kuşlarda mevcut olan bazı özellikler ata kuşlarda da mevcut muydu?” Çalışma, ‘’Ulusal Bilim Kurumu’’ tarafından finanse edildi.

Kalp

Bilgisayarlı tomografi taramaları , ornithopod Thescelosaurus’un bir örneğinin göğüs boşluğunda, karmaşık dört-odalı kalplerin kalıntılarını buldu, onların, bugünün memelileri ve kuşlarında bulunduğunu da belirtildi.Bu fikir, bilimsel toplumun içinde tartışmaya yol açmıştır.

Nesnenin kimliğinin sorununa 2011 yılında   yayımlanan bir çalışmada , histoloji,tomografi taraması, kırılma röntgeni, photoelectron spektroskopisinin röntgenini ,elektron microscopu gibi ayrıntılı metodlarla cevap arandı . Bu metotlardan, yazarlar: Nesnenin iç yapısı, odaları kapsamaz, ama daha aşağı yoğunluk malzemesi üç ayrı alandanyapılır, ve bir devekuşunun kalbinin yapısıyla karşılaştırılamaz. Ve kalple ilgili hücresel yapılar yoktu. Hayvansal hücre yapısıyla  mümkün bir yama vardı. Yazarlar, o bilgilerin, kazın  çevresinden kumun bir betonla kaplanması olduğunu, kalbin değil de, dokuların alanlarını izole eden şekilde korunduğunu desteklediler.

Nasıl metabolik oran ve dinozor geçişi hesaplanır  sorusu, iç anatomi olarak, nesnenin kimliği ne olursa olsun hala tartışmalıdır. Dinozorların en yakın canlı akrabaları olan hem modern timsahlar  ve kuşların, (timsahta değişen olmasına rağmen) dört-odalı kalpleri var, bundan dolayı dinozorlar da muhtemelen böyle bir kalbe sahiptir.; Yapı, metabolik orana kesinlikle dayandırılmamaktadır.

Uyuma vaziyeti

Troodonts Mei’nin fosilleri ve Sinornithoides, dinozorların, kesinlikle modern kuşlar gibi uyuduğunu gösterir, onların başlarını,kollarının altına soktuğunu belirtir. Başı sıcak tutmaya yarayan bu davranış, modern kuşların karakteristiğidir.

Üreme biyolojisi

Yumurtaların üzerine oturduklarında dişi kuşlar uzuvlarında özel bir kemik tipi geliştirirler. Kalsiyum bakımından zengin olan bu kemik, yumurta kabuklarını yapmak için kullanılan sert dış kemiğin içinde bir tabakayı oluşturur. Dişi olan örneğin arka ayağının, T. rexin üremesiyle ilgili, olarak  gösterdiği bir Tyrannosaurus rex’in iç iliklerinde üretilen kemik dokularının varlığı kuşlarla benzerdir. Daha fazla araştırma, theropod Allosaurus ve ornithopod Tenontosaurus’ta da ilik  kemiğini buldu. Çünkü Allosaurus’u kapsayan dinozorlar, ve Tyrannosaurustan, Tenontosaurus’a dinozorların gelişiminde ilk özelliklerden  uzaklaşmaları,  genel olarak  dinozorların da ilik dokusu ürettiğini akla getirir.

Kuluçka ve yavru bakımı

Görsel: Citipati osmolskae’ya ait yuva örneği için bakınız; Amerika Doğa Tarihi Müzesi New York

Bazı Citipati örnekleri, kuluçkaya yatmayı andıran bir konumda yuvasında yumurtaların üzerinde kuluçka vaziyetinde bulundu. Pek çok dinozor türü, örneğin Maiasaura, genç ve erişkin bireyleri karışmış olan sürülerde bulundu, bu da onların arasında çok değerli etkileşimler olduğuna akla getiriyor.Ayrıca bir dinozor ebriyosu da dişsiz olarak bulundu bu da erişkin dinozorun  yavrusunun ağzına yemini koyduğu fikrini akla getiriyor.  (Altricialıya bakınız). Bu davranış, pek çok kuş türünde görülür; Ebeveyn kuşları, yavrunun ağzına yiyeceği verir.

Taşlık

Her iki tür, kuş ve dinozorlar, taşlık taşlarını kullanır. Bu taşlar, , onlar, mideye girdiği andan itibaren hayvanlar tarafından yiyecek ve sert liflerin  olduğu sindirimine yardım etmek için yutulur. Fosillerle birlikte mide taşları  da beraber bulundu. Taşlık taşları bir de, (Kefaller, çamur tirsi balığı, ve gilaroo, alabalık) bazı balık tiplerinde ve timsahlarda da bulunur.

Moleküler kanıt ve yumuşak doku

Görsel: Scipionyx samniticusun bir yavru fosili. Fosil, yumuşak dokuların açık izlerini taşımaktadır.

Fosilleşmiş bir dinozorda yumuşak doku izlenimlerinin en iyi örneklerinin biri, , İtalya Petraroia’da keşfedildi. Keşif, 1998′de açıklandı ve küçük, çok genç bir coelurosaurun örneği , Scipionyx samniticus olarak tanımlandı.Fosil, bağırsaklar, kolon, karaciğer, kasların kısımlarını, ve bu olgunlaşmamış dinozorun soluk borusunu kapsar.

‘Science’nın 2005 Mart sayısında, Dr. Mary Higby Schweitzer ve ekibi, Montana’da Cehennem Çayı formasyonunda 68-milyon-yaşında bir Tyrannosaurus rex bacak kemiğinin içinde esnek maddeye benzeyen asıl yumuşak dokunun keşfini ilan etti. Doku, bilim ekibi tarafından suyla karıştırıldı. Yedi kolajen tipi, kemik parçalarından elde edildi, ( tavuk) canlı kuşların kolajen verisiyle karşılaştırıldı, eski theropodsun ve kuşların, yakınca ilgili olduğu iddia edildi.

Fosilleşmiş kemik, birkaç haftanın üzerinde (bu sürece mineralsizleştirme denir) iliğinden mineral içeriği çıkması için işleme tabi tutulduğu zaman, Schweitzer, damarlar, matris, ve bağlayıcı dokunun kemikleri (lif kemikleri)gibi daha önce değinilmemiş yapıların  varlığına kanıt buldu. Mikroskobun altında, yumuşak dokunun, hücresel düzeyde bile  iyi yapıları olmuş  olduğu meydana çıktı. Malzemenin tam olarak  düzenlemesi, ve Dr. Schweitzer’in keşfi henüz açık değildir; çalışmalar ve örneklerin yorumu devam etmektedir.

Dinozor fosillerinden antik DNA’in başarılı şekilde bulunması, iki ayrı durumla açıklandı, ama daha fazla düzenlemeye ve örneğe rağmen  bu raporların hiçbiri doğrulanamadı. Yine de, teorik bir dinozorun  görsel bir peptiti, sürüngenler ve kuşlar gibi modern türlerde gen sıralamalarında kullanılan analitik filogenetik metotlarda kullanıldı. Bunlara ek olarak, birkaç protein ,hemoglobin dahil ,dinozor fosillerinde bulundu.

Tartışmalı Konular

Görsel: Rahonavis canlandırması

Uçan kuşların kökeni

Kuş uçuşunun kökeni hakkındaki tartışmalar, kuşların, 1862′de Archaeopteryx’in keşfinden sonra ortaya çıkan dinozorlardan evrimleştiği  tartışması kadar eskidir. Bu iki teori, o zamandan beri tartışmalara hep konu olmuştur. Yürümeye ve koşmaya göre dizayn teorisi, kuşların, yerde koşan küçük, hızlı yırtıcılardan evrimleştiğini iddia eder; Ağaçsal teorisi, uçuşun (ağaç tırmanma) hayvanlardan geliştiğini iddia eder. Daha yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir teori, “Kanat-yardım edilen meyil koşusu” (WAIR), koşmaya uygun yapılı teorinin farklı bir çeşididir, ve kanatların, ihtiyacın sonucu olarak dik eğimi çabukça koşması için onların aerodinamik görevlerini geliştirdiğini, örnek olarak bu bir predatordan kaçmak olabilir, iddia eder.

Yürümeye ve koşmaya göre dizayn (en temelden en ileri seviyeye dek) teorisi

Rahonavis’in tekrar yapılandırılması sonucunda, yerde yaşayan  tüylü bir dinozor olan bu hayvan,, bazı araştırmacıların düşündüğü gibi uçmak  için iyi donanımlıydı. Uçuşun kaynağının koşmaya uygun yapılı teorisi ilk olarak, Samuel Wendell Williston tarafından ortaya atıldı, ve Baron Nopcsa sayesinde gelişti. Bu hipotez bazı uzun kuyruklu hayvanların hızlı koşarken dengede durmak için kollarını kullandığını öne sürdü. Bu teorinin modern uyarlamaları, ,çoğunlukla Nopcsa’nın zamanından beri yapılan yeni keşiflerin sonucu olarak Williston-Nopcsa uyarlamasından birçok yönden ayrılır.

Nopcsa, sonuna kadar gerilmiş kolların ve havayla  yüzey alanını artırmanın, onların dengesini sağlaması için koşmaya uygun yapılı yırtıcılara yardım etmiş olabileceğini kuramlaştırdı. Tüyler bir tuzak olarak böcekler veya diğer başka bir  avı yakalamak için kullanılmış olabilirdi. Bu süreçte, hayvanlar, daha uzun mesafelere sıçramış olacaktı, onların gelişen kanatları yardım etmiş olacaktı. Nopcsa, uçuş evriminde üç ana bölüm olduğunu öne sürdü. İlk olarak gelişmiş kanat yapılarının, bir paraşüt gibi hizmet ettiği  pasif uçuş fark edildi. İkinci olarak, kanatlarını çırparak uçuşu başaran hayvanlarda, aktif uçuş, mümkündü. İkinci duruma örnek olarak  Archaeopteryx’i kullandı. Sonunda ise, kuşlar, uçma yeteneği kazandı.

Bu zamanlarda tüylerin pullardan evrimleşmediği ,farklı proteinlerden oluştuğu düşünülüyor. Cidden , Nopcsa’nın teorisi, tüylerin, uçma evriminin parçası olarak geliştiğini varsayar ve yeni keşifler bu kabulün, yanlış olduğunu kanıtlar.

Tüyler, coelurosaurian dinozorlarında ortaktır (ilk tyrannosauroid dilong dahil). Modern kuşlar, birkaç kuş bilimci değil neredeyse bütün palaeontologlar tarafından coelurosaurs olarak  sınıflandırılır.  “Yukarıya yerden” hipotezinin modern tartışmasında, kuşların atalarının, küçük, tüyle kaplı ,yerde koşan predator dinozorları olduğu tartışılır,ön ayakların  ve tüylerin sonra, evrimleştiği ve sonra uçuşa uyum sağladığı düşünülür. Tüylerin geniş ölçüde akla ilk gelen asıl görevleri, modern kuşlarda olduğu gibi, sıcak tutma  ve rekabetçi gösterişi içermeleridir.,

Archaeopteryx fosillerinin hepsi, deniz tortularından gelir ve bu bilgi, kanatların Yüce İsa kertenkelesinde olduğu gibi su üstünde koşmaya yardımcı olmuş olabileceğini işaret eder.

“Yukarıya yerden” hipotezinin yakın zamandaki  çürütme  teorileri, kuşların, coelurosaurian dinozorları olarak evrimleştiği fikrine karşı çıkarak  modern uyarlamanın bu varsayımının yanlışlığını kanıtlamayı dener. Bu teoriye en yoğun itirazlar kuşların kanatlarının, 2,3 ve 4üncü parmaklardan evrimleştiğini bildiren embroyolojik analizlerini temel alır, ve 4ncüsü de ( kuşun üç parmağının ilki, düşük hızda uçuşta olduğu burun kanadını oluşturur,örneğin inişe geçtiğinde); Ama coelurosaursunun parmakları 3 taneden oluşur . Yine de embriyolojik analizler,  elin çoğunlukla, evrimin bazı basamakları kaybeden nesillerde farklı şekilde geliştiği ve kuşların “ellerinin, 1,2 ve 3üncü parmaklardan evrimleştiğini gösterir. Bu tartışma, karmaşıktır, ve henüz netliğe kavuşmamıştır. — Bunlar için pramak türdeşliğine bakınız.

Kanat yardımı koşmaya sebep oldu

WAIR (bu hipotezin kısaltması)hipotez, küçük chukar civcivleri gözlemlendiğinde ,bu kanatların ihtiyaçlara uygun olarak mesela nedir bir predatordan kaçarken ağaca çıkmak için gibi zorunluluklardan geliştiğini işaret etti.

Dikkat ediniz bu bölümdeki asıl ayak gücü nasıl sağlanmaktadır. Ama ilk kuşlar, Archaeopteryx bunlara dahildir, kanatların çırpılmasına sebep olan gücü sağlayan omuz mekanizmasından yoksundular.Teoriye göre de ilk kuşlar bu teorinin dışındadır.

Ağaçsal teori

Görsel: Dromaeosauridaelerin bir üyesi olan  dört kanatlı microraptorlar,kuşlarla çok yakından akrabadır.

Ağaçsal  hipotezin uyarlamalarının çoğu, kuşların atalarının, ağaçlarda yaşayan daldan dala atlayan çok küçük dinozorlar olduğunu belirtir. Bu küçük dinozorun evrimsel süreçte üretilen daha iyi aerodinamik yapıya daha uygun tüyleri vardı. Kanatlar sonradan evrimleşti ve yararı görüldükçe iyice gelişti. stepwise modasında paraşütle atlamak, kaymak, ve uçmak. Ağaçsal hipotez, , ağaçlarda yaşayan hayvanlar için özellikle bu uçma faaliyetinin çok enerji gerektirdiğini ve en basitinden diğer bir çok hayvanın kaymayı bile başaramadığını işaret eder.

Jurassic’den veya erken  Cretaceous döneminden birkaç küçük dinozor,tabii hepsi de tüylü,ağaçsal ya da aerodinamik uyumlu hayvanlar olarak değerlendirildiler. Bunlara, Scansoriopteryx, Epidexipteryx, Microraptor, Pedopenna, ve Anchiornis dahildir. Anchiornis, konu özel bir konuma sahiptir çünkü bu hayvan geç Jurassic’in başlangıcında Archaeopteryx  olarak yaşamıştır. Ayak parmağının oranlarının analizi olarak , en ilkel kuşlar Archaeopteryx ve Confuciusornis  kemikleri karşılaştırıldı, ilk  türlerin, yerde ve ağaçlarda her iki şekilde de yaşamış olabileceği varsayıldı. Başka bir çalışma, ilk kuşların ve nesillerinin, ağaçlara tırmanmadığını öne sürdü. Bu çalışma ilk kuşların  ayak parmağı pençe eğriliğinin, modern yerde yaşayan  kuşlarda  içeride tüneyen kuşlardan daha fazla olduğunu gösterdi.

Archaeopteryx’in azalmış önemi

Supracoracoideus, göğsü güçlü iniş sağlarken, kanadını kaldırmak için makara gibi bir sistemi kullanmaya çalışır,  Archaeopteryx, uzun  zaman boyunca sadece bilinmiş tek tüylü Mesozoik hayvanıdır. (veya dinozordu, eğer, kuşların, dinozorlardan evrimleştiği  görüşü kabul edilirse). Sonuç olarak, 1990ların ortalarına kadar kuşların ve uçuşun evrimi ile ilgili tartışma Archaeopteryx merkezli oldu.  Archaeopteryx’in, uçup uçamadığı tartışma konusu  oldu. Bu türde uçuşu dengeleyen beyin ve kulak yapıları olduğu bellidir.

[Archaeopteryx'in kanatları ve kuyruğunda modern kuşlara benzer şekilde asimetrik uçuş tüyleri vardı.  Archaeopteryx, , çabuk, güçlü kuyruk çekmeyi sağlayan (Supracoracoideus  diyagramı yukarda verilmiştir) omuz mekanizmasına sahip değildi; Bu ve diğer ilk kuşlar kanat  çırpmaktan yoksundu, ve sadece kayabilirdi.]

Görsel: 1922 yılında yayımlanan uçuş yeteneğinin gelişmesine ilişkin kitap: Tetrapteryx, Archaeopteryx, ‘’Hypothetical Stage’’, Modern kuş.

1990ları’n başından  beri birçok tüylü dinozorun keşfiyle, Archaeopteryx’in, artık uçuşun gelişiminde anahtar figür olmadığını gösterdi. Cretasoaus ve geç Jurassic döneminden diğer küçük, tüyle kaplı coelurosaurslar avian uçuşunun adeta müjdecisiydiler, örneğin: Rahonavis, ikinci ayak parmağında velociraptor gibi kaldırılan bir orak pençesine sahip olan bir yer koşucusu hayvandı ve bazı paleontologların, düşündüğü gibi uçuş için , Archaeopteryx’den daha iyi uyum sağladı;ağaçlardan destek sağlayan ağaçsal  bir hayvan olan  scansoriopteryx,; ayaklarında gelişmiş tüyleri olan belki de uçuş yeteneğine sahip olan microraptor,sayılanların hepsi örnek canlılardı. 1915 gibi erken bir tarihte , bazı bilim adamları kuş uçuş evriminin dört kanatlı (veya tetrapteryx) aşamasından geçmişolabileceğini  öne sürmüştü.

Dinozorlarda ikinci derece uçuşsuzluk

Basitleştirilmiş kladogram, koyu yazılanlar kuş grubunda yer alanlar.

Bu hipotez, Gregory Paul tarafından dillendirildi ve Predatory Dinosaurs of the World (1988) ve Dinosaurs of the Air (2002) kitaplarında yayımlandı, ona göre uçmayan  etçil dinozorlar özellikle deinonychosaurslar kuştan gelmiyorlardı,  ama muhtemelen oviraptorosaurs, therizinosaurs, alvarezsaurids ve ornithomimosaurs gibi diğerleri, gerçekten kuşların soyundan gelmekteydi. Paul bu grupların atalarının uçmada  Archaeopteryx’den daha gelişmiş türlerden geldiğini ileri sürdü. Bu, Archaeopteryx’in, dinozorlardan  günümüze kadar gelen kuşlarla daha az yakınlığı olduğunu göstermekteydi.

Paul’un hipotezi, Mayr.(2005) Archaeopteryx’in yeni, onuncu bir örneğini inceleyip Archaeopteryx’in, Deinonychosauria’ya kız kardeş olduğunu, ama daha çok  kuşların Confuciusornisin gelişmiş , Dromaeosauridae’yle ilişkili olduğunu bildirdiği zaman daha çok destek aldı. Bu sonuç, Paul’un  ikincil derece uçuşsuzlardan olan aves soyundan gelen Deinonychosauria’nın ve Troodontidae’nin bu şekilde olduğunu öne süren hipotezini destekler  . Bu sonuç, yine de, bütün diğer kuşları ayrı tuttu, ve özellik dağılımlarına bakmadı. Bu sonuç kağıdı, (2006) Corfe ve Butler tarafından kimi yazarların sonuçlarını istatistiklerle destekleyemediği yönünden eleştirildi. Mayr et al. istatistiksel desteğin zayıf olduğunu kabul etti, ama alternatif senaryolar için zaten bu teorinin  zayıf olacağını ekledi.

Paul’un Archaeopteryx konumu hakkındaki hipotezi, genellikle Archaeopteryx’i kuşlara daha yakın  bulan güncel kladistik analizleri ile torun nesilleri arasında Avialae, deinonychosaurs veya oviraptorosaursa olduğundan dolayı desteklenemedi. Gerçi, bazı uçamayan etçil dinozorların, bazı fosiller ile desteklendiğinden dolayı uçan atalara, sahip olabileceği belirtildi. Özellikle, Microraptor, Pedopenna, ve Anchiornis’in , kanatlı ayakları vardı, birçok özellikleri ortaktı. Bu, ata olan Paravianın, dört kanatlı bir uçan hayvan olduğunu öne sürer ve daha büyük olan Deinonychosaurs’un ikinci derecede uçma yeteneğini kaybettiğini, oysaki o sıralarda kuş soyunun  aerodinamik yeteneklerini artırdığını ifade etmiştir.

Parmak  Türdeşliği

Embroyojistler ve paleontolojistler arasında theropod dinazorlarının ve kuşların ellerinin parmak sayıları bakımından tamamen farklı olup olmadığı konusunda bir tartışma var.Bu önemli bir tartışma çünkü bu tartışmanın sonucunda tüm kuşların dinazorların torunları olduğu ilan edilebilir.

Kuş-dinazor bağına karşı çıkan bazı paleontolojistler ve ebriyolojistler kuşlarının yumurtalarında çoklu araştırmalar sonucunda çıkan 2-3-4 numaralara dayanıyorlar. Bu çoğu amniyonlarda 5 parmaklı bir el olması için 4 numaraya sahip olmak gerektiği gerçeğini ortaya çıkarır ve bir öncelikli eksen geliştirir. Kaldı ki emriyolojistler kuşlarda öncelikli eksenin 4 olduğunu ve bugüne gelmeyi başaran numaraların 2-3-4 olduğunu belirtirler. Gelişmiş theropod elinin fosilsi ise 1-2-3  ( Avetheropoda 4 e sahiptir) sahip olduğunu gösterir.Eğer bu doğru ise kuşlardaki 2-3-4 numaraları, kuşların dinazor torunu olduğunu inkar eder.Kaldı ki gelişimde olmayan bir theropodun eli olmadan(bugün aviyon olmayan theropodların gelişimi izlenememektedir) böyle bir kanıya varmakta zaten yanlış olurdu.

Paleontolojistler ise geleneksel olarak kuşlara air numaraları 1-2-3 olarak belirlediler. Kuşların da dinazorlar gibi aynı parmak formulünde aynı numaralara sahip olduklarını savundular.Archosaurlar için parmak formulü 2-3-4-5-3 , çoğu farklı ve artan numaralara sahiptirler fakat hepsi aynı parmak formulünü bulundururlar.Paleontolojistlerin söylemek istediği bu dinazorların numara kayıpları başladığında numaralarını kayıp etmeye başladıklarıdır ve dışarıdan yenileri aldıklarıdır. Dromaeosaurs veArchaeopteryxler 1-2-3 olmak üzere aynı parmak formulüne sahiptirler. Bu yüzden kayıp numaralar 4 ve 5 olmalıdır.Eğer bu doğruysa modern kuşların hepsi 1-2-3 taşıyor olmalıydı. Ayrıca bir araştırma takımı ise 1 in 2, 2 nin 3 ve 3 ün 4 olduğu çerçeveyi ortaya atmışlardır. Amniyonlarda bu tür olayın olmamasıyla birlikte eğer theropodlar kuşların atası olsaydı  bu olay arka ayaklarda değil önlerde meydana gelmiş olurdu.

yazıyaz.net

Uçmaması için neden yok, uçması için ise neden çok

Keşfinden bu yana biliminsanları kanatlı dinozor Archaeopteryx’in kuşların uçmaya evrilmesindeki kayıp halkayı temsil edip etmediği üzerine kafa yoruyor.Tartışmaların çoğunun odağı ise ikonik yaratığın kanatlarında ve onun uçup uçmadığı yada — ne kadar iyi — uçabildiğindeydi.

Brown Üniversitesi önderliğinde uluslararası bir araştırma ekibi tarafından bazı sırlar ortaya çıkarıldı.Yeni bir analitik yaklaşımla araştırmacılar iyi halde korunmuş karga-boyutlu dinozorun kanatlarındaki tüylerin siyah olduğunu saptadı. ( Hah şincik tam karga oldu : ) Pigmentlerin oluşumuna katkı sağlayan hücre parçaları ve renk, kanatların oldukça sert ve dayanıklı olduğunu kanıtlıyor, bu özelikleri Archaeopteryx’in uçmasına yardım ediyordu.

Araştırma ekibi yaptıkları incelemeler sonucu Archaeopteryx’in tüylerinin yapısının günümüz kuşlarının tüylerinin yapısına benzer olduğunu öğrendi.Bu keşif, modern kanat tüylerinin 150 milyon yıl önce Jurassic döneminde evrilmeye başladığını gösteriyor.Çalışma, National Geographic Society ve U.S. Air Force Office of Scientific Research tarafından finanse edilerek Nature Communications’da yayımlandı.

Brown’dan evrimsel biyolog Ryan Carney “Archaeopteryx çırpınıyor yada süzülüyorsa, melanozomların [ bir hücrenin pigment-üreten kısımları] ek olarak tüylere yapısal destek sağladığı düşünülebilir ” dedi. “Bu, dinozor uçuşuna giden evrimin ilk aşamalarında avantaj sağlamış olabilirdi”

Archaeopteryx’in Berlin’deki numunesi: Paleontologlar uzun zamandır Archaeopteryx fosilleri üzerinde düşünüyor Almanya’da bulunan üstteki fosil de bunlardan biri ve paleontologlar, dinozoru kuşların evrimsel ağacının köküne yerleştirdiler.

Archaeopteryx tüyü, Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nin yayınından birkaç yıl sonra 1861 yılında Almanya’da bir kalker katmanında keşfedildi.Paleontologlar fosile ve diğer Archaeopteryx numunelerine uzun zamandır büyük bir ilgi duyuyorlar, dinozoru kuşların evrim ağacının köküne koyabileceklerini düşünüyorlar.Biliminsanlarının söylediklerine göre Archaeopteryx’i, dinozorlar ve kuşlar arasında evrimsel geçiş unsuru haline sokan şey onun sürüngen özelliklerini (dişler, pençeli parmaklar ve kemiksi bir kuyruk) ve kuşsal özellikleri (tüylü kanatlar ve bir lades kemiği) bir arada taşımasından kaynaklanıyor.

Archaeopteryx’in tüy yapısı ve rengi hakkındaki belirsizlik biliminsanlarını çileden çıkarttı.Yale, Akron Üniversitesi’nden ve Almanya’daki Carl Zeiss laboratuvarından araştırmacılar ile birlikte Carney, Archaeopteryx tüyünü analiz etti ve örtü işlevi gördüğünü buldu, böyle düşünüldü çünkü kuşların uçarken kullandığı birincil ve ikincil kanat tüylerini örtüyordu.Melanozomları görüntülemek için girişilen iki başarısız denemeden sonra grup Zeiss’de bulunan daha güçlü bir tarayıcıya sahip elektron mikroskobunu kullandı, fosilleşmiş tüy içerisinde hala gömülü bulunan yüzlerce yapısal parça incelendi.

Evrimsel Biyoloji ve  Ekoloji Bölümünde master öğrencisi olan Carney “üçüncü deneme çarpıcıydı, 150 milyon yıldır kayanın içinde saklı kalan tüyün orijinal rengini açığa çıkarmanın yolunu sonunda bulduk”  diyor.

Melanozomların diğer fosil tüylerde de bulunduğu biliniyordu ancak bakteri ile karıştırılmıştı.2006 yılında Yale Üniversitesi’nden master öğrencisi Jakob Vinther fosilleşmiş bir mürekkep balığının kesesinde o zamana değin korunmuş melanin buldu.Vinther ”bu bana melaninin diğer fosillerde de fosilleşmiş olabileceğini düşündürdü.Örneğin bir tüy fosilinde ”diyor.Şimdi, Texas-Austin Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmalarını sürdüren Vinther “nesli tükenmiş tüylü dinozor ve kuşların doğasını anlayabilmek için neler yapabileceğimize dair yepyeni bir sayfa açtığımın farkına vardım” diyor.

Ekip, yaklaşık 1 mikron uzunluğunda 250 nanometre genişlinde olan sosis- şeklindeki melanozomların uzunluğunu ve genişliğini ölçtü.Melanozomların rengini belirleyebilmek için Akron araştırma ekibinden Matthew Shawkey ve Liliana D’Alba 4 sınıfı temsil eden (Siyah, gri, kahverengi, ve penguenlerde bulunan bir tipi)  87 yaşayan kuş türünün melanozomlarıyla Archaeopteryx’in melanozomlarını istatistiksel bir şekilde karşılaştırdı.Carney ”bulduğumuz şey, tüyün %95′lik bir kesinlik ile siyah olarak tahmin edilmesiydi” diyor.

Ardından ekip melanozomların yapısını daha iyi anlamaya çalıştı.Bunun için fosilleşmiş barbülleri (tüye sertlik ve güç veren küçük, kaburgayı andıran fermuar gibi içe içe geçen) incelediler.Barbüller ve melanozomların onlarla olan uyumu modern kuşlarınkinin aynısıydı diyor Carney.

Bunun için ne çeşit bir pigmentin kullanıldığı tam olarak anlaşılır değil.Archaeopteryx’in kanat tüylerindeki siyah renk, vücut ısısını düzenlemek, kamuflaj işlevi görmek yada gösteriş içindi.Bununla birlikte uçma işlevi görmek için de olabilir.

Carney “bunun Archaeopteryx’in bir uçucu olduğuna kanıt olduğunu söyleyemeyiz ancak şunu söyleyebiliriz ki bu melanozomlar, ek olarak modern kuşlarda uçmaktan kaynaklanan yıpranmaya karşı güç ve direnç sağlıyor işte bu yüzden kuşların kanat tüylerinin uçları daha fazla pigmentten oluşmaya meyilli” diyor ve pigmentasyonun başlangıçta başka bir amaç için evrilip evrilmediğine bakmaksızın Archaeopteryx ve modern kuşlar düşünüldüğünde, bulduğumuz melanozomların benzer yapısal avantajlar sağlamış olduğunu görüyoruz.

Uçan sürüngen “Darwinopterus”

Çinli ve Britanyalı paleontologlar, 160 milyon yıl önce yaşamış yeni bir tür uçan sürüngenin fosillerini keşfetti.

Yeni türe, 200 yıl önce doğan ve “Türlerin Kökeni” adlı baş eserini 150 yıl önce yayımlayan ünlü doğa bilimci Charles Darwin‘in isminden esinlenilerek, “Darwinopterus” adı verildi.

Uzmanlar, yeni türün, tartışmalı bir evrim tipi olan “modüler evrim” konusunda ilk açık kanıtları sunduğunu belirterek, Çin‘in kuzeydoğusunda bulunan 20 yeni fosilin, uçan sürüngen pterozorların ilkel ve daha gelişmiş olanlarıyla benzerlikler taşıdıklarını söyledi.

Bilim adamları, şimdiye dek bu yaratıklardan iki belirgin grubu biliyorlardı.

Uzun kuyruklu ilkel pterozorlar ve daha gelişmiş olan kısa kuyruklular arasında fosil kayıtlarında büyük bir boşluk bulunuyordu. Yeni bulunan fosillerin bu evrim zincirinin kayıp halkası olabileceğini belirten araştırmacılar, kafası ve boynuyla gelişmiş pterozorlar gibi olan ve şahini andıran Darwinopterus’un iskeletinin geriye kalan kısmının daha çok ilkel olanlarına benzediğini kaydetti.


Paleontologlar, bu yaratığın, doğal seleksiyonun, bir özelliği değil tümden bütün özellikleri çabucak değiştirdiği modüler evrim denilen evrim tipine kanıt olabileceğini belirterek, bu türün uzun çenesi ve keskin dişlerinin bulunduğu gagasıyla, diğer türleri yakalayıp öldürmekte usta olduğunun tahmin edildiğini söyledi.

Araştırmalarını, Proceedings of the Royal Society B. dergisinde yayımlayan bilim adamları, 160 milyon yaşındaki fosillerin, ilk kuş Archaeoptery’nin ortaya çıkışından 10 milyon yıl öncesine tarihlendiğini belirtti. Pterodaktil de denilen pterozorlar, 65 ila 220 milyon yıl önce yaşayan uçan sürüngenlerdi.