Yeni bir dinozor türü bulundu

Suuwassea emilieae olarak adlandırılan 15 m uzunluğundaki yeni dinozor türü 150 milyon yıl önce yaşamış. Bilim adamları bulduklarının yeni bir tür olduğundan eminler.

Acta Paleontologica Polonica dergisinin son sayısında açıklandığın gibi yeni dinozor türü bundan birkaç yıl önce kuzeydoğu Amerika’da bir bilim adamı tarafından bulunmuştu. Sauropod altsınıfına dahil olan dinozor otçul idi ve boyu 15m’yi buluyordu.

Jura dönemine ait kemik, Montana eyaletinin güneyinde Pennsylvania Üniversitesi emekli veterineri William Donawick tarafından bulundu. Ve Donawick, meslektaşı Peter Dodson ile birlikte yapmış olduğu kazılar sonucunda hayvanın Diplodocus ve Apatosaurus Sauropodlarıyla yakınlık gösterdiğini ortaya koydu.

Uzun bir boynu ve kalın bacakları olan dinozorun kuyruğu ince ve uzun. Burun deliği dışında dikkat çeken ikinci bir delik de kafatasında bulunuyor. Dodson bu deliğin kuzey Amerika’da bulunan diğer hiçbir dinozorda görülmediğini söyledi.

Suuwassea adı, Crow Kızılderililerin dilinde ‘eski gök gürültüsü’ anlamına gelen bir sözcükten türetilmiş. ‘emilieae’ ise kazılara katılan ve artık hayatta olmayan Emilie Hellebrath’ın isminden alınmış. Buluntu, diğer incelemeler için Philadelphia Doğa Bilimleri Akademisi’ne götürülecek.

Reklamlar

Dört kanatlı dino-kuş

Çin’de bulunan 125 milyon yıl öncesine ait 4 kanatlı bir dinozorun fosili, kuşların ağaçlardan atlayarak uçmaya başladıkları tezini doğruluyor. Kuşların dinozorlardan geliştiği teorisi üzerine tartışmalar daha gerçekçi bir temele oturmaya başladı.

Tüylü dinozorlar, kanatsız kuşlar… Pekin’deki Bilim Akademisi’nden paleontolog Xing Xu bu derece tuhaf bir dinozorla karşılaşacağını ummuyordu. Aslında bu fosilin ait olduğu tür olan Microraptor 2000 yılında gündeme gelmişti; Microraptor 60 cm.’lik boyuyla, orta boylu (1-7 m.) leşçiler olan dromaeozorların en küçüğüydü.

Ancak bu kez, Xu’nun Microraptor gui olarak tanımladığı fosil, kuzenlerinde var olan tüylü liflerini sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda gerçek anlamda kuşlara ait tüyleriyle iki kanatlı değil tam dört kanatlıydı!

Çinli ekibin bulduğu 125 milyon yıl öncesine ait fosil bilim dünyasına bomba gibi düşerken aynı zamanda bir taşla iki kuş da vurmuş oldu; söz konusu fosil, kuşları dromaezorlarla ilişkilendirdiği gibi şimdiye kadar bilinen ancak bu kadar kesin olarak kanıtlanmamış olan  aynı zamanda dört kollu yapının kuş ile dinozor arasındaki ‘eksik halka’ olduğunu da ortaya koydu.

Xu, kısa kanatları, tırnakları ve uzun kuyruğuyla bu ara türün ağaçlarda yaşayan ve uçan bir canlı olduğunun anlaşıldığını kaydediyor. Microraptor gui kuşların uçuşunun kökeniyle ilgili tartışmalara son noktayı koyacak mı?

Tartışmanın başlangıcı

Bu tartışmanın başlangıcı, 1861’de Almanya’da Solnhofen’de Archaeopteryx’in (Arkeopiterisk) bulunduğu günlere uzanıyor. Archaeopteryx sivri dişler ve dinozorlara özgü uzun bir kuyruğun dışında tüylerle kaplı kanatlara ve ağaç dallarını kavrayabilecek pençelere sahipti. Jura Dönemi’nin sonunda 148 milyon yıl önce yarı sürüngen yarı kuş bu türün varlığı kuşların sürüngen özelliklerini ortaya koyuyor ve böylece evrim teorisyenlerinin zaferini ilan etmiş oluyordu.

Ancak evrim kuramcıları bu tuhaf hayvanın gökyüzünü nasıl fethettiğini açıklayamıyorlardı. Fransız Ulusal Bilimler Akdemisi’nden (CNRS) paleontolog Eric Buffetaut Archaeptreyx’i keşfettikten sonra kuşların ağaçların tepelerinde süzülerek uçmaya başladıklarının varsayıldığını kaydediyor.

Karadan mı, ağaçlardan mı

Fransız paleontolog doğada, ağaçlarda yaşayan ve süzülerek uçan pek çok hayvan bulunduğunu kaydederek Archaeopteryx’in ilkel kanatlarıyla, uçma kaslarının bağlı olduğu göğüs kemiğinin eksikliğinin hayvanın kanatlarını düzgün bir biçimde çırpmasıyla ilgili hiçbir kanıt sunmadığını belirtiyor.

Bu tartışmaların yapılmasının üzerinden yüz yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra 70’li yıllarda Amerikalı paleontolog John Ostrom Archaeopteryx’le ilgili yeni bir sav ortaya attı.

Ostrom’a göre Archaeopteryx Kretase Dönemi’nin sonunda ortaya çıkan güçlü iki ayaklı koşucular dromaeozorlarla büyük benzerlikler içeriyordu. Amerikalı paleontoloğun hipotezi şuydu:

Aktif avcı olarak geliştirdikleri metabolizmalarını korumak amacıyla tüylerle kaplı dromaeozorlar kollarını böcek avlamak için file gibi kullanmışlardı. Uzun vadede de bu fileler kanat uçlarına dönüşüp daha hızlı koşmalarını ve daha sonra da daha büyük sıçrayışlar gerçekleştirmelini sağladı. Böylece kanat karadaki zıplamadan doğmuş oldu.

Hayalden gerçeğe

70’li yıllarda ortaya konulan bu teori bilim adamlarını ikna etmeyi başardı… Ta ki Microraptor gui keşfedilene kadar… Ya da daha doğrusu varlığı kanıtlanıncaya kadar! Nitekim, bu hayvan 1915 yılında Amerikalı kuşbilim uzmanı William Beebe tarafından hayal edilmişti.

Eric Buffetaut Çinli araştırmacıların betimlediği hayvanın kendisine paleontoloji kitapçığında gördüğü eski bir çizimi hatırlattığını kaydederek şunları ekliyor. ‘Resim, Beebe tarafından Tetrapteryx olarak adlandırılan ilginç, dört kanatlı bir kuşu betimliyordu. Resmi çizen kişi, sürüngenlerle kuşlar arasındaki bir türü anlatıyordu

Kendisi, güvercin gibi yaygın olarak görülen kuşların yavrularının uyluk kemiğini kaplayan tüyleri inceleyerek bu evrimsel ara türü tasarladı. Beebe bu türde, kuşların atalarında var olan arkaik ‘pelvis tüyü’nün varlığını görüyordu. Berlin’de saklanan Archaeopteryx’in en güzel türüyle ilgili bir fotoğraftaki pelvis tüyleri de bu varsayımı dorğulamış oldu.

Henüz kesin yanıt yok

Kuşların atası gerçekten de, William Beebe’nin öngördüğü, Xing Xu’nun da ortaya koyduğu gibi ağaçlarda süzülen bir canlı mıydı? Bu soruya kesin bir yanıt vermek kolay değil.

Her şeyden önce, Archaeopteryx’in Microraptor’dan en az 15 milyon yıl önce yaşadığını bilmek gerekiyor. Peki, nasıl oluyor da, evrim geçirmiş bir türden sonra arkaizme rastlanıyor?

Eric Buffetaut paleontolojide bu durumun son derece yaygın olduğunu belirterek, örneğin fosil koleksiyonlarının kazayla yok olması halinde gelecek kuşaklara sadece Homo erectus’la günümüzdeki ilkel primatlardan Malezya maymununun iskeletlerinin bırakılabileceğini belirterek, bu durumda birincisinin ikincisinden önce ortaya çıktığı sonucuna varmanın da mümkün olamayacağını kaydediyor.

Jura Dönemi’ne ait fosillerin azlığı paleontolojideki bu klasik ‘göz yanılsamasını’ daha da ciddi hale getiriyor.

Çok sayıda 4 kanatlı var

Kansas Üniversitesi’nden evrim biyolojisi profesörü Richard Prum Archaeopteryx ile Microraptor’un tüyleri arasındaki büyük benzerliği karşısında ön kanatlarının tek ve ortak bir köke sahip olduklarını varsaymanın yanlış olmayacağını söylüyor.

Prum’a göre, bu konuda araştırılması gereken nokta bu iki türün ortak atalarının dört elli olup olmadığıdır. Amerikalı profesör, evrim tarihinin iki kanadını kaybetmiş dört kanatlı organizmalarla dolu olduğunu, ancak iki kanatlı olup da sonradan yeni kanat edinmiş olanlara şimidye kadar rastlanmadığını ifade ediyor.

Zooloji profesörü ve kuş uçuşları uzmanı Jeremy Rayner ise daha temkinli davranarak, dromaeozorların tüylerinin yol açtığı devrimin yeni türlerin gelişimini teşvik ettiğini, evrimsel ‘deneyler’in de bu nokta göz önüne alınarak sıralanması gerektiğini belirtiyor.

Morötesiyle kanıtlama

Archaeopteryx Beebe’nin tezini doğrulayacak mı? Berlin’deki Doğa Traihi Müzesi’nden David Unwin, Archaeopteryx fosilini incelediğini ve arka ayakların yakınında potansiyel tüylerin varlığını gördüğünü kaydederek, ancak bağlantı yerleri görünmediğinden bu tüylerin ayaklara mı yoksa kanatlara mı ait olduğunu kestiremediğini ifade ediyor.

Bu durumda Beebe, hayal kurmuş olabilir mi? David Unwin hayal olduğuna inanmadığını belirterek 19. yüzyıl sonlarına ait bir çizimin pelvis tüylerini daha belirgin gösterdiğini, Beebe’nin başka çalışmalarının da buna işaret ettiğini kaydediyor.

Unwin, fosil pek çok işleme tabi tutulduğu için bazı izlerin silinmiş olabileceğini daha kesin bulgular için morötesi ışınlarda incelenmesi gerektiğini kaydediyor.

Archaeoptreyx’in başka sırlar da içerebileceği varsayılarak tartışmalar biyomekanik alana taşınmış bulunuyor. Nedeni ise, dört kanatlı bir hayvanın omurgalılarda bir ilk olması.

Benzetim gerek

Hayvan gerçeğe uygun gözükse bile Jeremy Rainer dikkatli konuşuyor: ‘Xing Xu’nun betimlediği gibi karınla dik açı oluşturan ön kanat dromaeozorlar ve kuşlardaki eklemler hakkında bildiklerimizle uyuşmuyor.’

Oysa Kaliforniya, Berkeley Üniversitesi’nde Paleontoloji Müzesi’nde görevli biyoloji profesörü Kevin Padian’a göre ara tür tezini kanıtlamak için bu uyumun olması gerekiyor. Pedian, pelvis kanadının ön kanada paralel bir konumda olmaması halinde düz bir uçuş sağlayamayacağını, en fazla paraşüt görevi üstleneceğini ifade ediyor.

Amerikalı uzman, bu canlının alttaki uzuvların eklemlerinin dinozor ve kuşlarınkinden farklı olması halinde uçma evrimine hiçbir katkı sağlamayacağını çünkü hiçbir kuşun arka ayaklarını uçmak için kullanmadığını kaydediyor. Kevin Pedian, dört kanatlı hayvanla ilgili kesin bir sonuca varılabilmesi için fosillerin derinlemesine incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Science et Vie/Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlanan araştırma yazısında şöyle deniyor:

Kısacası, Çinli uzmanların iddialarının kanıtlanması için hayvanın yeniden oluşturulmuş tasarımı ve aerodinamik simülasyonu gerekiyor. Bu da oldukça zaman alacak bir işlem. Ancak Microraptor’un 125 milyon yıldır beklediği göz önüne alındığında bu konuda zaten pek de acele etmek gerekmiyor…

Dinozorla kuş arasındaki eksik halka

Microraptor gui’nin keşfi kuşları iki ayaklı leşçi dinozorların kategorisine sokuyor; Coelophysis bunların ilk örneklerinden, Tyrannosaurus ise sonuncularından sayılıyor. Orak şeklinde tırnaklara sahip olan Microraptor, tüylü yakın kuzeni Sinomithosaurus gibi dromaeozorlara özgü uzun bir kuyruk da içeriyor. Bu durum Archaeopteryx’in soyağacının hala varsayımlara dayandığının işareti.

Eğimli pistin önemi

Microraptor gui’nin bulunmasından birkaç gün önce Amerikalı ornitolog Kenenth Dial şimdiye kadar kuşlarda hiç görülmemiş bir dizi hareket gözlemlediğini açıklamıştı. Buna göre, keklik palazları son derece eğimli alanlarda koşabilmek için kanatlarından yararlanırlarken, havaya yükselmek için değil tıpkı Formula 1 yarışlarındaki arabaların lastiklerini piste yapıştırmaları gibi ayaklarının yere yapışkanlığını artırmak amacıyla bu yönteme başvuruyorlar. Böylece kuşlar 105 derece eğimli yerlere bile tırmanabiliyorlar!

Kenneth Dial küçük kuşların performanslarının kanat tüylerinin uzunluğuna orantılı olduğunu saptadıktan sonra ‘eğimli koşu’nun uçuşa ön hazırlık olduğu hipotezini ortaya koydu; buna benzer şekilde, küçük dinozorlar da hemen hemen dikey sayılabilecek engelleri tırmanarak av ve avcılar karşısında şanslarını deniyorlardı.

Daha sonra da, gelişmesini tamamlamamış kanatlar gittikçe daha uzun sıçrayışları denetlemiş olmalıydı… ‘Ağaç uçuşu’yla ‘koşmadan kaynaklanan uçuş’ arasındaki bu ara hipotez paleontologların ilgisini çekti. Kansas Üniverisitesi’nde biyoloji profesörü Richard Prum bu çalışmanın önemli teorik anlamlar içerdiğini kaydetmekle beraber yaşayan hayvanlardan yola çıkarak geliştirilen teorinin fosillerden elde edilen bilgilerin yerini tutamayacağını kaydediyor.

Hürriyet Arşiv 2003

“Kırık kalpli” bir dinozor Thescelosaurus

ABD’nin Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi ve Doğal Bilimler Müzesi araştırmacıları, ilk kez kalbi ile birlikte fosilleşmiş bir dinozor iskeleti buldular. Dinozorun 66 milyon yıl önce yaşadığı, kalbinin daha önce bilinenin aksine, günümüzün sürüngenlerinden çok, memeli ve kuşların kalbine benzediği açıklandı.

Fosili bulunan dinozor, 331 kG ve uzunluğu 4.5 metre.

Bilim adamları, kalbiyle birlikte fosilleşmiş olarak bulunan dinozoru, yeryüzündeki yaşamın tarihi ve paleontoloji açısından ‘‘tarihi bir buluş’’ olarak nitelediler. Dinozorun bilgisayarda büyütülen kalbinin 4 bölümlü, tek sistem aortlu ve iki pompalı olduğu anlaşıldı. Uzmanlar, bulunan dinozorun kalbinin, sürüngenlerin kalbinden daha gelişmiş olduğunu ve varsayıldığı gibi dinozorların ‘‘sıcak kanlı’’ olduklarını doğruladığını bildirdiler.

Buluşun, dinozorların ne zaman ve ne şekilde geliştikleriyle ilgili olarak yürütülen teorilerin gözden geçirilmesine yol açacağını belirten Dr. Dale Russell, 1993 yılında Güneybatı Dakota’da bulunan fosilin 1996 yılında üzerinde araştırma amacıyla Doğal Bilimler Müzesi’ne verildiğini açıkladı. Fosil üzerinde bugüne kadar yapılan araştırmalarda, ilk kez kalbiyle birlikte fosilleşmiş bir dinozorun söz konusu olduğu anlaşıldı.

Dr. Michael Stoskopf, dinozorun organları ve aortundaki veriler ışığında, akciğer ile tüm vücut dolaşım sisteminin ayrı olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Dr. Stoskopf, bu gerçekle dinozorun günümüzde yaşayan sürüngenlerden daha yüksek bir metabolizmaya sahip olduğunun belirlendiğini kaydetti. ‘‘Thescelosaurus’’ olarak adlandırılan dinazor türünün ilk kez yumuşak dokusu ile birlikte tüm iskeletinin bulunduğunu belirten bilim adamları, kalbin göğüs iskeletinde bulunduğunu, yapılacak yeni araştırmalarla diğer organların da saptanabileceğini söylediler.

Balık yiyen dino

Kuşla dinozor arası canlılardan sonra, şimdi de timsahla dinozor arası bir canlının fosilleri bulundu. Nijerya’da çıkarılan bir dinozor iskeleti, uzun kuyruğu ve sırtıyla tıpkı bir timsahı anımsatıyor. Yaklaşık 5 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen bu dinozor türü, karnını et ve ot yerine balıkla doyuruyordu.Spinosaurid ailesine katılan bu dev timsahlarla yaşıyordu.

BİLİM adamları Nijerya’da balıkla beslenen 100 milyon yıllık bir dinozor fosili buldular. Yeni dinozorla ilgili bulgular, araştırmayı destekleyen National Geographic Vakfı ve Science bilim dergisinin son sayısında açıklandı. Habere göre daha önceden bilinmeyen bir türe ait olan 11 metre uzunluğundaki dinozorun iki bacağı bulunuyor. Dev bir timsahı andıran, büyük pençeleri olan dinozorun uzun ve dar bir burnu var.

Timsah dinozorun iskeleti, geçen yıl Chicago Üniversitesi’nden Paul C. Sereno’nun başkanlığında Nijerya çöllerinde kazı çalışmaları yapan 15 kişilik uluslararası bir ekip tarafından bulundu.

100 milyon yıllık olduğu tahmin edilen iskelet, bir otobüs büyüklüğünde, 11 metre uzunluğunda ve 4.2 metre yüksekliğinde. Latince adı ‘‘Suchomimus tenerensis’’ olan hayvanın 5 ton ağırlığında olduğu tahmin ediliyor.

Bilim adamlarına göre bu yeni dinozor, hem görünüşüyle, hem de yaşam tarzıyla diğer dinozorlardan çok farklı. Amerikalı araştırmacı Paul C. Sereno, ‘‘Bu timsah olmaya çalışan bir dinozordu’’ diye konuşuyor. Çünkü yeni bulunan dinozorun menüsünde, diğer dinozorlarınki gibi et ya da ot yer almıyordu. Bunların yerine bol bol balık yiyordu. Balık, bu hayvanların en büyük besin kaynağıydı.

Yeni dinozor, bir zamanlar 17-18 metre uzunluğundaki dev timsahlarla bir arada yaşıyordu. Timsah dinozorlar, evrim sürecinde giderek komşularına benzemeye başladılar. Ağızları yayvanlaşıp irileşti, dişleri konik hale geldi. Bu fizyolojik değişim, dinolara suya girip kendileri için en önemli besin kaynağı olan balıkları rahatça yakalama imkanı tanıdı. Ancak bir süre sonra ağırlıkları 2 ile 6 ton arasında gelen bu hayvanlar da tıpkı diğer dinozorlar gibi dünya sahnesinden silinip gittiler.

Timsah dinolarla ilgili ilk bulgular, 1912 yılında Mısır’da yapılan kazılar sırasında ele geçirildi. Şimdiye kadar timsah dinolara ait 3 kalıntıya rastlandı. Ancak ilk kez bu kadar iyi korunmuş bir iskelet bulundu. Nijerya’da çıkarılan ve iskeletin yüzde 70’ini oluşturan yaklaşık 400 kemiğin, dinozorların evrim sürecine büyük ışık tutması bekleniyor.

Hürriyet Arşiv 1998

Hızlı yaşadı genç öldü

Dinozorların kralı olarak adlandırılan Tyrannosaurus Rex’lerin devasa boyutlarına inanılmaz bir hızla ulaştığı ortaya çıktı. Gençliğinin çoğunu büyümekle geçiren T.rex, 28’inde ölüyordu.

Dinozorların evrimiyle ilgili merak edilenlerin başında, yaklaşık 1 metrelik hayvanların nasıl olup da gezegenin en korkulan canavarlarına dönüştüğü geliyor. Florida State Üniversitesi tarafından Tyrannosaurus Rex (T.rex) iskeletleri üzerinde yapılan bir araştırmada bu sırrı aydınlatacak önemli ipuçlarına ulaşıldı. Araştırmaya göre, T.rex’ler hem yeryüzündeki en büyük etobur, hem de en hızlı büyüyen dinozorlardan biriydi.

Hızlı gelişim
Çeşitli türlerin fosilleşmiş kemiklerini inceleyen araştırmacılar, T.rex’lerin 14 – 18 yaşları arasında her gün 2,07 kilo aldığını belirledi. Diğer dinozor türleri üzerinde yapılan araştırmalarla karşılaştırıldığında T.rex’lerin büyüme hızının ‘akrabalarına’ oranla çok daha hızlı olduğu görüldü.

Hızlı hayat
Ömrünün yaklaşık üçte ikisini büyüme dönemiyle geçiren dev dinozor 20 yaşına geldiğinde yetişkin dönemindeki boyuna ulaşıyordu. 20 yılda yaklaşık 3 ton kilo alan T.rex’lerin büyüme hızlı yavaşlamaya başlıyordu. Dev etoburların ağırlığının ortalama 5 ton olduğunu ve çoğunun 28 yaşlarında öldüğüne dikkat çeken biyolog Gregory Erickson, “T. rex hızlı yaşayıp genç öldü” dedi.

İki teori
Şimdiye kadar T.rex’in diğer dinozor türlerine oranla çok daha büyük olmasıyla ilgili olarak iki teori üzerinde duruluyordu. Bu teoriler T.rex’in diğer dinozorlardan daha hızlı büyüdüğü ve uzun bir dönemde yavaş yavaş geliştiğiydi.
(Hürriyetim)

T-rex’in tuhaf görünümlü atası bulundu

Yeni keşfedilen iki dinozor fosili, “Tyrannosaurus rex” olarak tanımlanan yırtıcı dinozor ailesinin evrimi konusunda önemli ipuçları sunuyor. Keşfedilen 160 milyon yıllık dinozor fosilleri, bulunan en eski Tyrannozor fosilleri olma niteliği taşırken, renkli bir ibik dahil olmak üzere fosillerin birtakım özellikleri bilim adamlarını düşündürüyor.

Çin’in kuzey batısında, dinozor fosilleriyle ünlü Junggar Basin bölgesinde keşfedilen iki yeni “Tyrannosaurus Rex” fosili, bu dinozorların evrimi konusunda son yıllarda keşfedilen önemli bulgulardan birisi olarak dikkat çekiyor. Jurrasic Park filmiyle popülerleşen dev T. Rex’in ataları olduğu düşünülen fosiller; sivri dişleri, kas yapısı ve iki ayağı üzerinde hareket etmesi gibi bu dinozorla pek çok ortak özelliğe sahip olmasının yanında, 3 metrelik boyu ve renkli bir ibiğe sahip olması gibi sıra dışı farklılıklara da sahip.

Tyrannozorlar, “Cretaceous” olarak bilinen dönemin son periyodunda yaşamış yırtıcı dinozorların başında geliyor. 65 ile 100 milyon yıl öncesine ait bu zaman dilimi, dinozorların en yaygın dönemi olarak tanımlanıyor ve dinozorların yok olmasından önceki son zaman dilimi olarak biliniyor. Tyrannozor ailesinin en popüler üyesi olan T. Rex; keskin dişleri, pençeleri ve 9 ile 13 metre arasında değişen boylarıyla bu zamanda yırtıcı dinozorların en vahşisi olarak öne çıkıyor.

Bulunan fosillerin, Tyrannozorların T. Rex’e kadar uzanan evrim sürecine önemli derecede ışık tutacağına inanılıyor. Bilim adamları,  “Jurrasic” zaman diliminin son periyodunda yaşadığına inanılan fosillerin ait olduğu dinozora, taçlı ejderha anlamına gelen Çince “Guanlong wucaii” ismini verdi. Dinozora bu ismin verilmesinin nedeni ise dinozorun renkli bir ibiğe sahip olduğunun düşünülmesi. Bilim adamlarının en çok kafasını karıştıran bu renkli ibik, etobur dinozorlar için oldukça sıra dışı bir özellik olarak tanımlanıyor.

Etoburluktan otoburlağa geçişi temsil ediyor

ABD’nin Utah eyaletinde bulunan dinozorun etoburluktan otoburluğa geçiş yapmak üzere bir evrim geçirmekte olduğu belirlendi.

ABD’nin Utah eyaletinde araştırma yapan bilim adamları, 1 hektarlık bir alanda “Falcarius utahensis” adı verilen bu dinozor türüne ait binlerce kemik buldu. Uzmanlar, yüzlerce dinozorun ölüsünün bu kadar dar bir alanda toplanmasının nedenlerini araştırıyor.

Tüylü ve hızlı bir koşucu olduğu saptanan dinozorun et ısırmaya elverişli sivri dişlerinin otoburlara özgü daha küçük ve pürüzsüz dişlere doğru evrim geçirdiği tespit edildi. 125 milyon yıl önce yaşamış bu dinozorun otoburluğa geçişte, etoburluğu da henüz bırakmadığı belirlendi.

Önemli ipuçları sağlayacak
Otobur dinozorların etoburlardan türediği biliniyor. Kemikleri bulunan söz konusu dinozorun, etoburluktan otoburluğa geçiş evresinde bulunduğu, bu nedenle de evrimle ilgili önemli ipuçları sağlayacağı düşünülüyor. Tüylü dinozor boydan boya 3 buçuk metre uzunlukta ve pençeleri vücuduna oranla oldukça büyük. Dinozor ayağa kalktığında 1 metre yüksekliğe ulaşıyor.

Fiziksel özelliklerini korumuş
Falcarius türünün esasen Asya’da yaşadığı ve güçlü bir gövdeye sahip olduğu ifade edilirken, otoburluğa geçişte güçlü bacaklarını ve yatay gövde formunu koruduğu belirtildi. Otoburluğa geçişte dinozorun bu beslenme türüne özgü olarak karnı büyüdü, boynu uzadı ve kafası küçüldü.

Araştırmayı Utah Doğal Tarih Müzesi’nden James Kirkland, Lindsay Zanno ve Scott Sampson yaptı. Araştırmayı konu alan makale İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlandı.