Alaska’da nadir bir dinozora ait fosil bulundu

Bilim insanları nadir bulunan bir akuatik sürüngene ait fosil kalıntıları buldu. Şimdiye dek Kuzey Amerika’da bulunmuş türün en bütün  fosil parçaları olması açısından oldukça önemli bir buluntu bu.

Tarih öncesinden kalan parçalar thalattosaur adındaki uzun kuyruklu su sürüngenine ait.Fosil kalıntıları Alaska’nın Tongass Ulusal Parkı’ının sahilinde bir gelgit sırasında bulundu.

Bu canlı sıcak ve sığ sularda erken dinozorlar çağında yaşamını sürdürdü ve yaklaşık 200 milyon yıl önce Triyasik Dönemin sonunda nesli tükendi.

Daha önce bulunan diğer bölük pörçük thalattosaur fosillerine nazaran bu buluntu neredeyse tam bir iskelet ve çok iyi halde korunagelmiş.

Kazıyı gerçekleştiren bilim insanları dünyada bulunmuş bütün halde thalattosaur numunelerinin bir düzineyi geçmediğini söylüyor.”Bunun daha önce görülmemiş değerde bir buluntu olması yüksek bir ihtimal” diyorlar.

Jeolog Jim Baichtal diğer thalattosaur fosillerinin Kolombiya’da, Çin’de, Alplerde, Nevada’da ve Kanada’da bulunduğunu söylüyor.

Bilim insanları fosilin bulunduğu tabakanın eskiden yani yaklaşık 200 ila 220 milyon yıl önce tropikal bölgeye, ekvatora çok yakın olduğunu ekliyor.

Baichtal bölgenin eskiden tıpkı Hawaii’ye benzediğini sıcak, resiflerle çevrili volkanik bir ada olduğunu söylüyor.

Thalattosaurs 30 milyon yıl kadar ortalıktaydı, yaklaşık 3 metre uzunluğunda olan canlının vücudunun yarıdan fazlasını kuyruğu oluşturuyordu.

Pat Druckenmiller,  pedal görevi gören bacaklarıyla birlikte “vücudunun kuyruk dışında kalan kısmı büyük bir kertenkeleyi andırıyordu” diyor.

Druckenmiller’e göre thalattosaurs kıvrık dişlere bununla birlikte deniz kabuklarını kırmasına yarayan bazı düz dişlere sahipti. Alaska’da bulunan  bu fosil yumuşak dokular barındırıyor gibi görünüyor ve bilim insanları bunun canlının gerçek vücut yapısını belirlemede yardımcı olacağını düşünüyor.

Reklamlar

Dinozor yumurtası mı?

Jeologlar, Rusya’nın Çeçenistan bölgesinde çok sayıda dinozor yumurtasının fosilini içeren bir kazı alanı keşfetti.

Çeçenistan Devlet Üniversitesi’nden Emin Dzhabrailov, “Şu ana kadar 40 kadar yumurta bulduk, ancak daha fazla bulmayı umuyoruz… Toprağın altında daha fazla olabileceğini düşünüyoruz” dedi.

Yumurtaların gömülü olduğu alan, Sovyet Rusya dönemindeki Gürcistan sınırının geçtiği Kafkas dağlarının bulunduğu bölgede yapılan yol inşasında ortaya çıktı. Bir tepeyi dinamitle havaya uçuran mühedisler, patlamanın ardından toprağın altında belirten dev yumurtalarla karşılaştı.

Dzhabrailov, inceledikleri yumurtaların boyutlarının 25 santim ile bir metre arasında değiştiğini belirtti. Çeçen jeolog, yumurtaların ne tür dinozorlara ait olduğunu belirlemek için paleontologların yardımına ihtiyaçları olduğunu belirtti.

Dzhabrailov, geçmişte şiddet olaylarıyla ön plana çıkan Çeçenistan bölgesinin, doğal güzelliklerini öne çıkarmak ve turist çekmek istediklerini belirtti.

Çeçenistan, Ramazan Kadirov yönetiminde gerçekleştirdiği milyon dolarlık inşaat projeleriyle turizm potansiyelini artırmayı ve şiddet olaylarıyla anılan geçmişini geride bırakmak istiyor.

Günümüz kuşları gibi yumurtlarken öldü

Şili ve Arjantin’in güneyindeki Patagonya bölgesinde kuşa benzeyen bir dinozora ait kemik ve eşsiz yumurtalar bulundu.

BBC’nin haberine göre, İsveç ve Arjantinli bilim adamları, yaklaşık 70 milyon yıl önce yaşadığı sanılan kuş benzeri dinozorun fosilleşmiş kalıntılarını buldu. Dr. Martin Kundrát ilk defa bir alvarezsaurid dinozorunun iskelet kalıntılarının bu kadar yakınında bulunna iki yumurtanın iyi korunmuş halde olduklarını söylüyor.

Küçük, uzun bacaklı, iki ayaklı ve hızlıhareket eden, ”Alvarezsaurid” familyasından gelen dinozora, kazı yapılan alanda bulunan omurga kemikleri nedeniyle, ”Bonapartenykus ultimus” adı verildi.Fosil 1991 yılınd abulunmasına karşın yeni sınıflandırıldı mezozoik Gondwana’nın son temsilcilerini oluşturan bu dinozor ailesi oldukça geniş.

”Alvarezsaurid” familyasından dinozor fosilleri, daha önce de Güney Amerika ve Moğolistan’da bulunmuştu.Bu ailenin en büyük üyelerinden biri olan dinozor yaklaşık 2.5 metre boyunda.Bununla birlikte bulunan yumurtalar üzerinde yapılan detaylı çalışmalar yumurtaların embriyo oluşturmuş olabileceğine işaret ediyor dişi henüz yumurtlamadan bile ölmüş olabilir.

Kundrát incelemeleri sonucunda yumurtaları şimdiye dek bilinen bir yumurta kabuğu taksonuna yerleştiremedi bu nedenle Arraigadoolithidae adlı yeni bir yumurta ailesi oluşturuldu. Dr. Martin Kundrát “lazer tarayıcı ile yapılan incelemeler sırasında yumurta kabuklarının havalı kanalları içerisinde fosilleşmiş cisimler gözlemledim bu bir dinozor yumurtasında görülen mantarlaşmış kontaminasyona ait ilk izlerin kanıtı olabilir” diyor.

Xinjiang’da jura dönemine ait dev dinozor fosili keşfedildi

Çin‘in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesinde 35 metre uzunluğunda ülkenin en büyük dinozor fosili bulundu. Ulusal basındaki haberlere göre, otçul dinozor fosilinin 30 ton ağırlığında olduğu kaydedildi.


Çin Paleontoloji Araştırma Topluluğu Genel Müdür Yardımcısı Sun Ge, fosilin ortalama 165 milyon yıl öncesine ait bir tabakada bulunduğunu belirtti. Sun, Paleontologların halen kazıya devam ettiğini ve dinozorun tüm iskeletini bulmayı ümit ettiklerini ifade etti.

OTÇUL VE ETÇİL DİNOZORLAR YAN YANA
Yeni keşfedilen otçul sauropod türü dinozor fosilinin yanında karnozor türü (etçil bir tür) dinozor türünün de diş fosilinin bulunduğu kaydedildi.

Şınyang Normanl Üniversitesi, Cilin Üniversitesi ve Sincab Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü‘nün uzmanları Şanşan bölgesinde yaptıkları çalışmalara geçen ekim ayında başlamıştı.

Bölgede ilk olarak 2008 yılında Çin ve Alman bilimadamları kümelenmiş şekilde dinozor ayakizi keşfetmişti.

Shanshanosaurun kaşiflerinden Prof. Dong Zhiming, Turban havzasının diğer bölgelere kıyasla daha iyi yaşam koşullarına sahip olduğunu söylüyor.

Ekip bölgedeki çalışmaları sırasında son bulunan dev dinozor fosilinin yanı sıra 20 tane daha fosil alanı ve 100 tane tatlısu kaplumbağası fosili buldu.

Hiper zeka dinozorlarla dolu bir gezegen düşünün

ABD’li bir bilim insanı, dinozorların başka gezegenlerde akıllı varlıklar haline gelerek insanlık gibi medeniyet kurmuş olabileceklerini öne sürdü.

ABD’nin Columbia Üniversitesi’nde akademisyen olan Ronald Breslow, söz konusu teorisini Dünya’daki yaşamın yapı taşları olan amino asitlere dayandırdı.

Journal of the American Chemical Society dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, meteorlarla Dünya’ya gelen amino asitler solak (L-geometri yapısı) veya sağlak (D-geometri yapısı) oryantasyona sahip. Yaşamın oluşabilmesi için, amino asitlerden meydana gelen proteinlerin L veya D geometri yapılarına sahip olması gerekiyor.

Bazı bakteriler dışında, Dünya’daki yaşamın temeli L-geometri yapısına sahip proteinlere dayanıyor. Amino asitlerden oluşan şeker de D-geometri yapısına sahip.

Breslow, Dünya’da bugün var olan yaşamın, milyarlarca yıl önce gezegenimize gelen meteorların taşıdığı amino asitlere dayandırıyor. ABD’li bilim insanı, aynı düşünceye dayanarak, evrenin bir yerlerinde akıllı dinozorların hakimiyet kurduğu gezegenler olabileceğini öne sürüyor. Kısaca, dinozorlar 60 milyon yıl önce Dünya’daki hakimiyetlerini, daha ileri deviyede başka gezegenlere taşımış olabilir.

DİNOZORLARIN METEORLARLA YOLCULUĞU
Breslow, D-geometri yapısına sahip amino asitlerin meteorlarla başka gezegenlere taşınmış olabileceğini savunuyor.  Böylece, çok farklı bir evrim süreci evrenin diğer köşelerinde gerçekleşmiş olabilir.

Yani, Tyrannosaurus rex ve diğer yırtıcı dinozorlar, vahşi ama akıllı canlılar haline geldi. Bu da, bir gün evrim geçirmiş dinozorların gezegenine yollanacak olası bir keşif ekibinin çok zor bir durumda kalabileceğine işaret ediyor.

DİNOZORLAR NEDEN DÜNYA’DA AKILLANMADI?
Dinozorlar, on milyonlarca önce nesillerinin yok olmasına neden olan felaketlerle karşılaşmasaydı, bugün kendi medeniyetlerini kurmuş olabilirlerdi.

Dinozorların nasıl yok olduğu, bugün hala tartışılan bir konu. Kabul edilen genel görüş ise şöyle:

Dev bir meteor, yaklaşık 65,5 milyon yıl önce Yukatan Yarımadası’na isabet etti. Hiroşima’ya atılan atom bombasından bir milyar kat daha güçlü olan çarpışmanın etkisiyle, inanılmaz bir ısı ortaya çıktı. Enkaz ve buhar, Dünya’nın atmosferini en az 10 yıl boyunca kapladı. Dünya’daki yaşamın yüzde 90’ı yok oldu. Geriye, modern insanın da atalarının arasında bulunduğu bazı memeliler, az sayıda bitki ve hayvan türü kaldı.

Peki dinozorlar nasıl diğer gezegenlere ulaştı? Bu sorunun cevabı yine aynı meteor da yatıyor.  Cornell Earth and Planetary Astrophysics Journal dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, dinozorları Dünya’da yok eden çarpışma, dev kertenkelelerin kalıntılarını diğer gezegenlere taşıyan meteor parçalarınının izini taşıyor.

Çirkin-dişli yeni bir pterozor türü keşfedildi

Dr. Xiaolin Wang liderliğindeki paleontologlar Batı Liaoning, Çin’de Erken Kretase döneminde yaşamış  sivri dişli bir uçan kertenkele türüne ait fosil keşfettiler, dragon benzeri dişlerini, uçma yeteneğini ve avcı özelliğini de göz önüne alarak ona “Avcı Hayalet Ejder” adını verdiler. Guidraco venator ismi Latince ve Çince kelimelerin bir kombinasyonu ve tam olarak  Avcı Hayalet Ejder anlamına geliyor.

Paleontologlar son yıllarda pterozor çeşitliliğini artıran bir çok keşif yapmasına rağmen pterozorların nasıl yaşadığına dair çok az şey biliniyor.Bu pterozor hakkındaki makale, Nisan 2012’de Naturwissenschaften jurnalında yayımlandı.Buluntu, pterozorların dağılımı ve onların kafatası anatomosi hakkındaki bilgilerimize katkı sağlamış oldu.

Çıkarılan fosil, kafatası ve ön boyun kısmından ibaret. Kanat açıklığı yaklaşık 3-4 metreyi buluyor. Fosilden elde edilen bilgiler onun öldüğünde genç bir birey olduğuna işaret ediyor ve muhtemelen etobur bir avcıydı.Kafatası morfolojisi Guidraco venator‘un balık avlamakta usta olduğunu gösteriyor.

Guidraco, nasoantorbital fenestra’ya sahip bu Pterodactyloidea’da görülen bir özellik ancak  diş ve nasoantorbital fenestra yapısına bakarak onun Pteranodontoid Istiodactylidae ve Pteranodontidae’den farklı olduğunu söylemek mümkün.Yine ön ibik pteranodontidlerde de görülen bir özellik ancak Guidraco hepsinden farklı bir ibiğe sahip.

Kafatası morfolojisi Guidraco’nun nadir bir takson olan Ludodactylus‘a yakın olduğunu gösteriyor.Guidraco’nun eşsiz diş yapısı, farklı ibiği, o ve diğer pterozorlar hakkında daha fazla araştırma yapılması gerektiğini düşündürüyor.

Çalışmanın yardımcı yazarı Prof. Alexander Kellner, Guidraco ve benzeri numuneler değerlendirildiğinde Anhangueridae ve Tapejaridae gibi çoğu önemli erken Kretase pterodactyloid dalının Asya kökenli olabileceği hipotezinin yeniden dirildiğini söylüyor.

Archaeopteryx ve diğerlerinin önemi

Aşağıdaki kladogram, Amerikan Kuş bilimciler Birliği dergisi Auk‘un Ocak 2002 sayısındaki Therapod  (Dört üyeli) kuşların kökeni hakkında Richard O. Prum tarafından hazırlanmış olan bir sunumdur. Richard O. Prum bu çalışmasında, Paul Sereno’nun araştırmalardan elde ettiği bulgu ve kanıtlarla Xu, Ji ve meslektaşlarının Çin’de yaptığı keşiflerle birleştirmiştir. Aşağıda yer alan ve Çin’de Kretase döneminde yaşamış olan 120 milyon yaşındaki Caudipteryx zoui fosilinin canlandırıldığı temsili resim ise Joe Tucciarone’ye ait olup Evrenin Tarihi (History of the Universe) sitesinden alınmıştır. Sanatçının  hazırlamış olduğu diğer resimler Tucciarone galerisi‘nde görülebilir. Son yıllarda dinozor ve kuş taksonomisinin geliştirilmesinde özellikle Çin’in Liaoning eyaletinde ince kumtaşları içinden ortaya çıkarılan son derece ayrıntılı özelliklere sahip fosillerden yararlanılmıştır. Bu kladogram, Terapoda üst sınıfından dinozorların tümünün birbirleriyle olan evrimsel ilişkilerini gösterir. Theropod Dinozorlar, Kertenkele kalçalı (Sauropod) Dinozorlar ve Kuş kalçalı (Ornithischia) Dinozorlar ile birlikte bir zamanlar Dünya’ya egemen olan ve 65 milyon yıl önce soyları tükenen hayvanların büyük sınıfını oluşturur. Yani, büyük bir asteroid ya da göktaşının Dünya üzerindeki etkisinden kaynaklanan çevresel bir felaket sonucu hayatta kalan tek grup olan Euornithes dışındaki tüm Theropod dinozor gruplarını içerir. Euornithes’ler (veya diğer adıyla Ornithurae) bugün yaklaşık 10.000 farklı türü içeren günümüzün yaşayan kuşlarına -yani modern dinozorlara- dönüşecek şekilde evrimleşmiştir. Burada kladogramda gösterilen tüm birey ve grupların her biri sürüngen Dinozorlar ile modern kuşlar arasında ara geçiş formudur. İsimlerin yanında yer alan yıldızlar, ilkel (*) veya modern (***) tüylere sahip olan fosilleri göstermektedir.

Görsel: Euornithes sınıfı bugün bilinen tüm modern kuşları kapsar.

Modern kuşların evrimi sadece tüy gelişiminin evrimi demek değildir. Kuş anatomisinin çoğu kısımları ata formlarından olanlardan evrimleşti. Aşağıdaki görselde görülen pelvis kemikleri serisi gibi fosil kemiklerin incelenmesiyle bilim adamları kemik boyutlarındaki değişiklikleri ve eklemler ile bağlantı noktalarının evrimleşme şekillerini belirleyebilirler. Birbirini takip eden anatomik değişikliklerdeki bu özelliklerin gözlemlenebilir olması ortak bir atadan değişerek türleşme teorileri ile uyumludur.

Pelvis (kalça kemiği) örneğinde ilkel sürüngenler ile erken dönem modern kuşlar arasındaki ara geçiş :

Dinozorların günümüzde yaşayan en yakın akrabaları kuşlardır. Bilinen ilk kuş olan Archæopteryx bundan 150 milyon yıl önce ortaya çıktı.  Birkaç milyon yıl içinde Archaeopteryx’ler,  ayak kemiklerinin farklı bir şekilde büyümesinden dolayı ‘karşıt kuş’ olarak da adlandırılan Enantiornithes kuş türlerine evrildiler. Bu evrilme, yaklaşık 70 milyon yıl önce Ornithurae türü kuşların onların yerini almaları ve nesillerinin tükenmesinden önce olmuştur. Ornithurae grubu ise 65 milyon yıl önce dinozorların soylarının tükendiği aynı anda ortaya çıkmış olup günümüz modern kuşların tümünü kapsar.

Aşağıda gösterilen hayvan Çin’de yeni keşfedilen ve dinozor bir kuş olan Caudipteryx Zoui’dir . Yeni bulunan bu kuş 120 milyon yıl önce Kretase döneminde yaşadı. Bu theropod dinozor bir tavuskuşundan daha büyük olup hızlı, iki bacaklı bir et yiyici idi. Bu fosili olağanüstü yapan şey onun tüm vücudunu kaplayan ilkel tüylere sahip olmasıdır. Bu kısa ön ayaklar tüylü silah veya pençeli kanatlar olarak da tarif edilebilir. Uçma yeteneğine sahip olamamasına rağmen Caudipteryx Zoui, dinozorlardan kuşlara doğru giden evrimsel yolda yer alan ve bu yolun önde gelen bir üyesi gibi görünüyor.

Görsel: Caudipteryx Zoui

Ara geçiş formları, değişen türlerin değişme aşamasındaki örneği olup herhangi iki değişik canlı grubu arasındaki ortak özelliklere sahip olan canlılardır. Bunlar bazı özellikleri bakımından kendisinden önceki canlıya, bazı özellikler bakımından da kendisinden sonraki canlıya benzeyen organizmalardır. Buna bir örnek, sürüngenler ve kuşlar arasında bir geçiş formu olan ve Geç Jura döneminde yaşamış fosil kuş Archaeopteryx’tir.

Archaeopteryx hakkında bilinmesi gereken başka bir şey de, Archaeopteryx’in sistematik sınıflandırmada bir CİNS olarak tanımlanmış olması, yani Archaeopteryx sadece tek bir tür veya tek  canlı olmadığı gibi sadece bulunmuş olan tek bir kuş fosili de değil. Archaeopteryx cinsine ait şimdiye kadar bulunmuş (Almanya’nın farklı bölgelerinde, İsviçre ve İngiltere’de olmak üzere) 11 ayrı tür daha vardır ve bunların hepsi birer ara formdur. Üstelik Archaeopteryx cinsinin bir üst grubu olan ve Archaeopteryx’leri de içeren tüm Archaeopterygidae familyası da dinozorlar ile kuşlar arasındaki geçişte birer ara formudur. Bu üst familyada sadece Archaeopteryx’ler değil aynı zamanda diğer bir cins olan Wellnhoferia da yer alır ve bu cinste yer alan türler de birer ara formdur. Kısaca özetlemek gerekirse “ara tür” her zaman sadece tek bir türü tanımlamaz aksine o grubun dahil olduğu tüm bir cinsi ve onların her bir türünü de içine alabilir.

Bunların yanında 1990′larda Çin’in kuzeydoğusundaki Lioning Eyaleti’nde, lagün çökelleri içinde bulunan ve ilk tüylü dinozorlara ait  çok sayıdaki fosillerin her biri, dinozorlarla kuşlar arasında yeni bir aşamaya ait geçiş formu oluşturmaktadır. Bu fosil kanıtlar, kuşların “yaşayan dinozorlar” olduğu fikrini desteklemektedir. Jura Dönemi sonlarında ve Kreatase’nin başları ( yaklaşık 145-121 milyon yıl önce) tüylü dinozorların zamanı olup günümüzde yapılan birçok araştırmada bilim adamları kuşların birer dinozor olduğu konusunda ve özellikle iskelet sistemleri hakkında güçlü veriler elde etmiştir. Omurgalıların kuş sınıfı, bu kanıtlarla yerini tüylü dinozorlara terk etmiş görülmektedir. Daha birçok geçiş formu ayrıntılı çalışmalarla gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.

Archeopterix’in 4 adet kuş, 20 adet sürüngen özelliğini aşağıda listeliyoruz. Buluntular tarihleriyle birlikte verilmiştir.

Archeopterix’in Kuş Özellikleri:
1) Tüyleri var
2) Opposable hallux (baş parmak)
3) Furcula (lades kemiği)(e.g. Bryant & Russell 1993)
4) Kalça kemiği uzantısı geriye doğru

Sürüngen Özellikleri:
1) Gagası yok(Romanoff 1960)
2) Göğüs bölgesi omurgası boşta
3) Kemikler hava dolu(Britt et al. 1998, p. 374)
4) Kalça bağlantıları düz
5) Kafatası kemiği uzantısı (Alexander 1990).
6) Kafatası boyun bağlantısı (Ostrom 1976, p. 137).
7) Servik omurga merkezi kesiti düz(de Beer 1954, p. 17).
8) Boşta fazla omurlarlar, uzun kuyruk
9) Premaxilla ve maxilla kemikleri dişli(Romanoff 1960; Orr 1966, p. 113)
10) Bağlantısız ince kaburgalar
11) Kalça kemeri ve femur bağlantısı is kuş gibi değil sürüngen gibi (Bellairs & Jenkin 1960, p. 258).
12) Sakrum(kalça kemiğinin omurgaya bağlandığı kısım) 6 omurlu, kuşlarda bu 11-23 omur.
13) Tarak kemiği boşta (3.Hariç) (Alexander 1990, p. 435) (Tucker 1938a, p. 334).
14) Burun deliği gözden çok uzakta ve önde.
15) Kol kemiği bağlantısı baklava şeklinde.
16) Kaynamamış 3 parmakta pençe (McGowan (1984, p 123)
17) Bacakta fibula’nın uzunluğu tibia’ya eşit
18) Ayak kemikleri boşta.
19) Karın kemiği var (de Beer 1954, p. 18-19) (Ostrom 1970, p. 538)(Ostrom 1972, p. 291)(Ostrom 1976, p. 139-140).

Bu şemada yukardaki listedeki özellikler dinozor Archeopterix ve kuşlardaki yer alışlarına göre renklerle ifade edilmiş.

1 = var; * = bazılarında var; ? = muhtemelen var; x = yok

1. Archaeopteryx iskelet sisteminin yapısı açısından dinozorlara çok yakındır. Aynı dönemde yaşadığı Comsognatus (ve diğer Theropod dinozorlar) gibi iki ayağının üzerinde, öne eğilimli durmaktadır. Tüm iskelet sistemi, kuşlardan farklıdır ve bir dinozora benzemektedir.

2. Archaeopteryx’in 23 kuyruk omurundan oluşan kuyruğu hiçbir kuş türünde yoktur. Bu kuyruk, Triassic ve Jurassic Dönemleri’nde görülen kuyruklu uçan Saurianlar’da mevcuttur. Bu kuyruk hayvanın uçmaya çalışırken veya koşarken, ani yön değiştirmelerine yardımcı olmaktadır. Modern kuşlarda bu kuyruk ufalamış ve tek kemiğe dönüşmüştür.

3.Archaeopteryx’in ağırlık merkezi ve kanat iskelet yapısı tüm diğer kuşlardan farklıdır, bu Archaeopteryx’in bildiğimiz kuşların uçtuğu kadar rahat uçamayacağını kanıtlamaktadır

4.Sürüngenlerde ayaktaki metatarsal kemikler birbirinden ayrıdır; modern kuşlarda bu metatarsal kemikler tek kemik olarak kaynamıştır. Archaeopteryx’den önce oluşmuş ve anatomik olarak Archaeopteryx’e çok benzeyen, Compsognatus’da ayaktaki metatarsallar ayrıdır, Archaeopteryx’de ise bu metartarsallar kaynamıştır, yani Archaeopteryx ayak metatarsal kemikleri açısından kuş ile sürüngenler arasında bir yerdedir.

5. Archaeopteryx’in ayakları Theropod dinozor atalarına benzemektedir; üç uzun ayak parmağı, bir de geri giden kısa parmağı vardır.

6.Archaeopteryx’in kanatlarında hiçbir kuşta olmayan dinozor pençeleri mevcuttur; bir tek Hoatzin isimli bir kuşun gelişim evresinde kısa bir süre için kanat pençeleri oluşur. Kuşlarda ön kol kemikleri birleşmiş ve kaynamıştır ve bunlar kanatlara tutunur; Archaeopteryx’de ise kanatların ucunda dinozor pençeleri vardır.

7. Archaeopteryx’deki pektoral kaslar, dinozorlarda, sürüngenlerde olduğu gibi ince gastral kaburgalara tutunmaktadır.

8.İyi uçucu kuşlarda hava kesecikleri, akciğerlerden kemiklere kadar uzanıp, tutunurlar; böylece uçuş sırasında harcanan enerjinin sağlanması için, oksijen gereksinimi karşılanmış olur. Archaeopteryxde hava kesecikleri olmadığı gösterilmiştir; yani Archaeopteryx iyi uçucu bir kuş değildir.

TEROPOD DİNOZORLARI ve KUŞLARIN ÖZELLİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI: 

Lades kemiği ve göğüs kemiği
Birçok theropod dinozorun iki clavicula (köprücük kemiğinin) kaynaşmasıyla oluşan bir lades kemiği(furcula) vardır. Göğüs kemiği(sternum) ise hem dinozorlara hem de kuşlara özgü bir özelliktir.

Omuz bıçağı
Kuşların ve dinozorların uzun ve ince omuz bıçakları vardır.

Kemik kütlesi
Kuşlar ve dinozorların içi hava keseleriyle dolu ve ince bir duvara sahip kemikleri vardır. Dolayısıyla vücutları hafiftir.
Dönebilen bilek kemikleri
Yarım ay biçimli kemikler, ellerin alt kola ve vücuda doğru katlanmasını sağlar.

El tasarımı
Hem kuşlar hem de kuş gibi olan theropodlar iki parmaklarını kaybetmişlerdir. Kalan üç tane parmaktan, ortadaki en uzunudur

Pubis
Pubik kemik birçok dinozorda ileriye doğru, ancak theropodlarda ve kuşlarda geriye uzanır

Bacaklar
Kuşlarda theropodlarda iki ayak üzerinde yürüyecek biçimde tasarlanmıştır.

Ayaklar
Kuşların da, theropodların da üç tane ileriye doğru bakan tırnakları ve bir “hallux’u (I. parmak)” vardır. Diğer birçok tüneyici kuşlarda olduğu gibi, dinozorlarda “hallux” tam geriye doğru dönmemiştir.

Kaynak: kozmopolitaydınlar