Utah’lı paleontologlar yeni bir raptor keşfetti

Paleontologlar Utah Ulusal Parkı’nda boyutları günümüz çakalları kadar olan 130 milyon yılık, raptor cinsi bir dinozor keşfetti.

Yurgovuchia doellingi olarak adlandırılan dinozorun fosilleri Utah Arches Ulusal Parkı’nın Doelling’s Bawl Bone Bed diye geçen bölgesinden çıkarıldı. Dinozor, kemik zengini bölgeyi ilk kez bulan Utah Goğrafi Araştırma Merkezi’nden Helmut Doelling’den adını almış oldu.

Bu yeni raptor, Dromaeosauridae diye bilinen dinozor ailesine ait, bu dinozorlar ikinci ayak parmaklarından çıkan büyük orak şeklinde pençelere sahip bunlar avlarını öldürmek,  tırmanmak yada kazmak için kullanılmış olabilir. Bulgular Yurgovuchia doellingi‘nin dev Utahraptor’un direk atası olabileceğini gösteriyor.

Y. doellingi‘ye ait ilk fosil parçaları 2005 yılında bulunmuştu bunlar omur ve leğen kemiklerinden oluşuyor.

Keskin dişli, pençeli bu dinozorlar kendilerinden küçük hayvanları avlayarak Kretase döneminde yaşadılar.

Raptor’un ismi Ute, yurgovuch yani çakal ve doellingi kelimelerinin birleşimiyle Helmut Doelling’iyi onurlandırıyor.

Ultraviyole ışık ve doğal ışık  altında görülen kuyruk kemiği

Çin’de en küçük pterodaktil bulundu

Çinli bilimadamları kanat uzunluğu 26 santimetreyi bulan en küçük uçan dinozorun fosillerine ulaştı.

Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, ‘Nemicolopterus Crypticus’ (Uçan orman sakini) adı verilen minik dinozorun 120 milyon yıl yaşındaki fosilleri Çin’in Liaoning bölgesinde bulundu. Bu küçük pterozor dişsiz ve modern kuşlar gibi bükük ayak kemiklerine sahip.
Çinli paleontolojist Xiaolin Wang ve Brezilya’daki bir üniversiteden meslektaşı Alexander Kellner tarafından bulunan dinozorun 30-50 gram ağırlığında olduğu belirtildi. Fosillerin ait olduğu dinozorun, kanat uzunlukları 10 metreyi bulan uçan dev avcılar Pterozor’ların en küçük akrabası olduğu aktarıldı.
Pterosaur cinsi hayvanlar, yapı olarak dinozorlara benzemeseler de bu büyük akrabalarıyla Triassic, Jurassic ve Cretacous dönemlerinde birlikte yaşadılar. Bu üç uzun dönem 220 milyon yıl ile 65 milyon yıl öncesini kapsıyor. Pterozorlar 65 milyon yıl önce dinozorlarla birlikte yok olmadan önce çok farklı şekle ve boyuta evrildi. Belki de bu yeni bulunan fosil kendinden sonra gelen daha büyük pterozorların evrimini aydınlatmamız için ipucu sağlayabilir.


Çin’de T-rex’in kuzeni bulundu

Paleontologlar tarafından boyut ve yapı bakımından Tyrannasaurus Rex’e çok benzeyen yırtıcı, dev, yeni bir teropod tanımlandı.

Zhuchengtyrannus magnus adı verilen bu yeni dinozor muhtemelen yaklaşık  dört metre yüksekliğinde, onbir metre uzunluğunda ve altı ton ağırlığındaydı.

T- rex gibi etçil olan bu dinozorun güçlü çeneleri vardı.

Cretaceous Research jurnalında bilim insanları onun çelimsiz kısa kolları olduğundan ve güçlü arka bacakları üzerinde hareket ettiğinden bahsediyor.

İrlanda, Dublin’deki bir Üniversite’de bulunan, bu dinozor üzerinde çalışmayı yürüten ve ona adını veren Dr. David Hone: ” Zhuchengtyrannus‘un dev bir tyrannosaurine olduğundan hiç şüphe yok.” diyor.

“Sadece bazı kafatası ve çene parçalarından onun gerçek boyutları hakkında bir sonuca varmak oldukça zor” diyor.

“Ama elimizde bulunan fosil parçaları en büyük T-rex fosil örneğininin eşdeğerdeki fosil parçalarından sadece birkaç cm daha küçük”

Yeni keşfedilen dinozorun adı ” Zhucheng’den bir zalim” anlamına geliyor çünkü fosil parçaları doğu Çin’in Zhucheng şehrinde bulundu.

Tyrannosaurines, dev teropodlardan oluşan belli bir gruba verilen ad – büyük olasılıkla modern kuşlara evrilmiş bir grup dinozor.

Bu dinozorlar 65 milyon yıldan 99 milyon yıl öncesine uzanan son Kretase döneminde Kuzey Amerika ve Doğu Asya’da varlıklarını sürdürdüler.

T- rex ve onun yakın akrabası Asya Torbasaurus’unu içine alan bu grup kendilerine has küçük kolları, iki parmaklı elleri ve güçlü dev ölümcül çeneleriyle tanınır.

Muhtemelen hem leş yiyiciydiler hem de avcıydılar.

Bununla birlikte Zhuchengtyrannus, diğer tyrannosaurines’lerden ayrı bir yere sahip çünkü diğer teropodlarda görülmemiş özellikte bir kafatası kombinasyonu sergiliyor.

Yedi diş içeren bir çene parçası ile birlikte bilim insanları sekiz diş içeren başka bir çene kemiği parçası daha buldu.

Kemiklerin yapısı ve boyutları fosil örneğinin kesinlikle yetişkin bir dinozora ait olduğunu gösteriyor.

Örneğin dinozorun dişi 10 cm kadar geliyor. Çalışmayı yürüten önemli kişilerin başında otuzdan fazla dinozora isim veren profesör Xu Xing geliyor.

Bartın’da gerçek hazinenin peşindeler

İTÜ’den ve Fransa’dan ortak bir ekiple önümüzdeki yaz döneminde Bartın ile Cide arasındaki bölgede bir ön araştırmaya başlanacak. Eğer ilk bulgular olumlu görülürse önümüzdeki yıllarda Bartın-Arıt-Cide arasındaki bölgede saha çalışmaları ile dinozor fosili araştırmaları başlayacak. Bu çalışma olumlu sonuçlanırsa bölge dünyanın en ilginç yörelerinden biri haline gelecek.

Jeolojide zaman, canlı gruplarının geniş ölçüde birden yok olmasına göre sınıflandırılır. Fosillerden elde edilen bilgilere göre her yok olma döneminden sonra hızlı bir gelişme zamanı başlamış ve evrim çabuklaşmıştır. Permiyen sonu (245 milyon yıl önce) ve Kretase sonundaki (65 milyon yıl önce) ani yok olma dönemleri Paleozoyik ve Mesozoyik olarak bilinen dönemlerin sınırını belirlemektedir.

Paleozoyik ile Mesozoyik sınırı (245 milyon yıl önce) canlılar tarihinde en fazla yok olmanın yaşandığı bir kriz dönemi olarak tanımlanır. Bu dönemde Dünya yüzünde yaşayan canlıların büyük kısmı yok olmuş, yeni bir dönem olam Mesozoyik’in başlaması ile birlikte fauna ve florada belirgin bir değişiklik meydana gelmiştir. Adı Yunanca deino (Müthiş) ve sauros (Kertenkele) kelimelerinden gelen dinozorlar Mesozoyik boyunca Dünya yüzünde var olmuş ilginç canlılardır. Mesozoyik, yaşlıdan gence doğru Triyas (245-208 milyon yıl önce), Jura (208-145 milyon yıl önce) ve Kretase (145-65 milyon yıl önce) adı verilen üç döneme ayrılır.

Triyas döneminde çok sayıda sürekli yeşil ağaçlar, memeliler, kaplumbağa ve kurbağalar ve kertenkeleler, deniz sürüngenleri, bugünkü anlamdaki mercanlar, memeli benzeri sürüngenler yaygın olarak yaşamışlardır. Triyas aynı zamanda Kretase sonuna kadar varlığını sürdürecek olan dinozorların da ilk defa görülmeye başladığı bir dönemdir. Mesozoyik boyunca yaşayan dinozorlar Kretase sonunda birçok canlı ile birlikte Dünya yüzünden silinmişlerdir. Dinozorlar hakkındaki bilgilerimizin tümü bu canlıların fosillerinden elde edilen bilgilere dayanmaktadır.

Dinozorlar karada yaşayan özel bir tür sürüngen sınıfında yer almaktadır. Mesozoyik’te yaşayan Plesiozor, İchtyozor ve Mosazor gibi dev deniz canlıları ve Pterozor gibi uçan canlılar bu nedenle dinozor olarak kabul edilmemektedir. Türkiye’de tek Mosazor fosili Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cemal Tunoğlu tarafından 1999 yılında Kastamonu’da bulunmuştur.

1824’te Dünya’da ilk dinozor fosili doğabilimci William Buckland tarafından bulunan bir Megalozon’dur. Bundan bir yıl sonra Gideon Mantell Iguanodon diş ve kemikleri bulmuştur. 1837’de Hermann von Meyer Almanya’da Triyas yaşlı Plateozorus; 1856’da Amerika’da Joseph Leidy Troodon ; 1858’de Amerika’da Joseph Leidy Hadrozorus; 1861’de Hermann von Meyer Archaeopteriks; 1878’de Belçikalı madenciler 30’dan fazla tümü korunmuş Iguanodon fosillerini bulmuşlardır.

Triyas dönemi (günümüzden 245-208 milyon yıl öncesi) öncesinde Dünya’da tek bir büyük kıta vardı. Pangea adı ile bilinen bu kıta Triyas’ta ikiye bölünerek kuzeyi Lavrasya, güneyi ise Gondwana adı ile bilinen iki büyük kıtaya ayrıldı. Türkiye’nin İstanbul ile Kastamonu arasında kalan ve jeolojide Batı Pontidler olarak bilinen kesimi bu dönemde Lavrasya’nın güney kenarında bulunuyordu. Bu dönemde Pangaea’nın ekvator üzerinde bulunması yüzünden iklim sıcak, çöller yaygın ve genişti. Çiçekli bitkiler henüz meydana gelmemişti. Karada yaşayan canlılar büyük ölçüde bu kurak koşullara ayak uydurmuş olan türlerdi. Dinozorlar da yaşadıkları dönemin ortam ve koşullarına büyük ölçüde adapte olmuşlar ve bu nedenle yaklaşık 165 milyon yıl süresince egemen canlılar olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bugün fosilleri bulunan 700’den fazla dinozor türü bilinmektedir.

Dinozorların neden Dünya yüzünden silindikleri ise bir muammadır. İklim değişiliği, meteorit çarpması ya da şiddetli volkan patlamaları gibi teoriler ileri sürülmüşse de bunların hiçbiri hakkında kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

Dinozorların yaşamı insanoğlunun ilgisini daima çekmiştir. Dinozor fosilleri (kemik ve yumurtalar) müzelerde sergilenmekte, fosil bulunan yerler milli park olarak korunmakta ve yaygın olarak ziyaret edilmektedir. Türkiye’de bugüne kadar gerçek bir dinozor fosili bulunmamıştır.

1995-2000 yılları arasında Batı Karadeniz bölgesinde, bölgenin tektoniğini anlamaya yönelik olarak yaptığımız jeolojik araştırmalar sırasında Bartın ile Cide arasındaki bölgede Triyas yaşlı çökellerin varlığı dikkatimi çekmişti. Amasra doğusunda yer alan ve plajı ile ünlü Çakraz Köyü civarında iyi görüldüğü için 1974 yılında bu bölgeyi haritalamış olan MTA’dan Zeki Akyol ve arkadaşları tarafından Çakraz formasyonu olarak adlandırılan bu çökeller Triyas döneminde bölgenin sıcak bir iklim etkisi altında olduğunu, sık sel baskınlarının geliştiğini ve bölgede yer yer çöl koşullarının ve içerisinde bazı sporlarının bulunduğu geniş göllerin olduğunu işaret etmektedir. Bu koşullar Dünya’nın diğer kesimlerinde ve bihassa da Avrupa’da içerisinde Triyas yaşlı dinozor fosilleri bulunan kayaların oluştuğu koşullar ile aynıdır. Bu nedenle Bartın-Cide arasındaki bölge dinozor fosillerinin araştırılması için gerekli koşullara sahiptir.

Bu düşünceyi bölgeye yaptığımız bir arazi gezisi esnasında şu an Fransa’da görevli olan sevgili dostum Prof. Dr. A. M. Celal Şengör ile paylaşmıştım. O da dinozor konusunda tanınmış bir uzman olan Fabien Knoll ile görüşerek konuyu aktarmış. Böylece gelişen bir bilgi alışverişi sonunda İTÜ’den ve Fransa’dan ortak bir ekiple önümüzdeki yaz döneminde bölgede bir ön araştırma yapmaya karar verdik. Eğer ilk bulgular olumlu görülürse önümüzdeki yıllarda Bartın-Arıt-Cide arasındaki bölgede saha çalışmaları ile dinozor fosili araştırmaları başlayacak. Bartın Belediye Başkanı Sayın M. Rıza Yalçınkaya’nın da yakın ilgi ve desteği ile sürdürülecek olan bu çalışma olumlu sonuçlanırsa bölge dünyanın en ilginç yörelerinden biri haline gelecek.

Prof. Dr. Cemal Tunoğlu

Bilim ve Gelecek / 2011

Not: Bu haber 2011 yılında yayımlanmıştı bu yaz eğer gerekli tespitler yapıldıysa çalışmanın başlaması lazım kolay gelsin diyorum…

Tebeşir devrinde göklerde terör estiriyordu

Bilim insanları, kanat açıklığı bir otomobil boyuna ulaşan bir uçan sürüngen türünü keşfettiler.

Bir süre önce Brezilya’da bulunan kafatası fosilini inceleyen Portsmouth Üniversitesi’nden Mark Witton, bunun yeni bir pterozor cinsi ve türü olduğunu ve şimdiye dek bulunan en büyük dişsiz pterozor olduğunu belirtti. Kretase döneminde yaşamış bu uçan sürüngen hakkında yeterli bilgi edinebilmek için daha fazla fosil bulunması gerekiyor.Almanya Müzesi’nde uzun süredir duran fosil araştırmacıların incelemesiyle sonunda tanımlanabildi.

Mark Witton isimli araştırmacı, 115 milyon yıl önce Brezilya semalarında uçan bu pterozorun kanat açıklığının 5 metreyi aşkın ve omzuna kadar boyunun da en az 1 metre olduğunu tahmin ediyor.Kafatası anormal şekilde uzun ve geniş.

Kısmi kafatası fosilinin, Çin’de de bulunan bir grup dişsiz pterozor olan “ chaoyangopterids” türünün Brezilya’da bulunan ilk örneği olduğunu belirten araştırmacılar, Çin’de daha önce bulunan örneğin kanat açıklığının sadece 60 santimetre olduğunu kaydetti. Brezilya’da bulunan fosile “göl gezgini” anlamına gelen Lacusovagus magnificens ismi verildi. İsim kuzey-doğu Brezilya’da yani bulunduğu Araripe havzasındaki göl tabakalarından geliyor.”Göl gezgini” şimdiye dek bulunmuş dişsiz en büyük tarih öncesi uçan sürüngen ünvanını taşıyor.

Witton: “Böyle bir fosilin Brezilya’da bulunması – Çin’deki en yakın akrabalarından çok uzaklarda – bu şaşırtıcı yaratıkların dağılımı ve evrimsel tarihi hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor.” diyor.

Fosili yorumlamak onun tuhaf korunmuş şekli nedeniyle hayli zor oldu, Witton: “Bunun gibi fosiller genellikle yana yatık şekilde bulunur ancak bu ağzının üstüne yatık ve sıkışık bir vaziyette bulundu, bu da dişleri olup olmadığını belirlemeyi oldukça güçleştirmişti.” diyor.

Kısa kollu, orak-pençeli bir yırtıcı

Troodon ve Deinonychus ikisi de deinonychosauria olarak bilinen orak pençelilerin yer aldığı iki dinozor grubunu temsil ediyorlar.Troodon, troodontidleri temsil ederken Deinonychus, dromaeosauridleri temsil ediyor. Troodontidleri akrabaları dromasaeosauridlerden ayıran özelliklerden bazıları onların nispeten daha büyük beyinleri, daha büyük gözleri, çok sayıda daha küçük dişleri ve çok daha küçük orak şeklinde pençeleri olması, bu pençeler akrabaları Velociraptorlarınki kadar açılamıyor tabi.

Troodon türünün tek ünlü örneği denebilir – belki de bu, troodon uzun zamandan beri bilindiği içindir – ama Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’daki bölgelerden çıkarılan daha birçok yeni troodontid türü sınıflandırıldı. Bu aileye katılan en yeni dinozor ise Çin, Moğolistan’da keşfedilen Linhevenator tani. Linhenevenator yaklaşık 2-3 metre uzunluğunda ve 23 kilo ağırlığında bir dinozor. Dinozor paleontologlar Xing Xu, Qingwei Tan, Corwin Sullivan, Fenglu Han ve Dong Xiao tarafından PLoS One jurnalında tanımlandı.

84 ila 75 milyon yıl öncesine dayanan Linhevenator, yakın zamanda Moğolistan’dan çıkarılmış ve tanımlanmış bir çok teropod dinozordan sadece biri. (Tanımlanan diğer iki dinozor türü ise alvarezsaurid Linhenykus ve dromasaeosaurid Linheraptor.) Yeni dinozora ait iskeletler kafatası, çeneler, bir yığın omur, sağ omuz yassı kemiği, üst kol kemiği, kalça kemikleri, sol uyluk kemiği, sol ayak kemiği ve diğer bazı parçalardan meydana geliyor. Bu kemiklerden bazıları birbirine bağlıyken bazıları değil, troodontid dünyasını göz önüne alırsak Linhevenator şimdiye dek bulunan en eksiksiz dinozorlardan biri.

Linhevenator’un kol yapısının farklı olması onu eşsiz kılıyor.Diğer troodontidlere kıyasla Linhevenator oldukça uzun bir omuz yassı kemiğine, oldukça kısa ve kalın üst kol kemiğine ve Troodon’a özgü açılabilir değişik yapıda bir pençeye sahip. Hepsi çok önemli karakteristikler ve bunlara ek olarak Linhevenator, dromaeosaurid ailesinden kuzeni Deinonychus gibi öldürücü pençelere sahip görünüyor, yeni tanımlanan bu dinozorun belki de kısa ama güçlü kol kasları vardı. Bu, Linhevenator’un özel öldürücü bir pençesi olmasına karşın kollarını dromaeosauridler yada ilk troodontidler gibi avlanmak için kullanmadığını gösteriyor. Bunun yerine Xu ve çalışma arkadaşları dinozorun kollarının kazmaya, tırmanmaya yada tamamen farklı bir işleve adepte olabileceğini düşünüyor bu hipotezleri test etmek şu an için oldukça zor. Araştırmacılar, şansımız varsa yeni troodontid keşifleri bu dinozorların gerçek hayatta nasıl olduklarını çözmemize yardımcı olacak diyor.

Dişlerinin olması çok şaşırttı, neden mi?..

Bilim insanları Teksas’da bulunan 95 milyon yıllık bir çene fosilini tanımladı. Bu fosil yeni bir cins uçan sürüngene ait, bilim insanları türe Aetodactylus halli ismini verdi.

Aetodactylus halli bir pterozor, bu uçan sürüngen grubundan yaygın olarak pterodaktil olarak da bahsedilir.

Aetodactylus halli’yi tanımlayıp ona ismini veren paleontolog  Timothy S. Myers’a göre bu nadir uçan sürüngen bir pterozor ailesi olan Ornithocheiridae’nin en genç üyelerinden biri.

Myers, bu yeni tanımlanan sürüngenin Kuzey Amerika’da şimdiye dek rapor edilen ikinci ornithocheirid olduğunu belirtiyor.

54 dişinin çoğu kayıp olan bu Teksas buluntusunun çenesinin tamamına yakını korunmuş. Myers: ” Bu kesinlikle daha önce Brezilya, İngiltere ve Çin’de bulunmuş ornithocheirid numunelerinden daha genç” diye ekliyor.

Bilinen diğer Kuzey Amerika ornithocheiridlerinden beş milyon yıl daha genç bir fosil.

Myers,  Lance Hall’u onurlandırmak için pterozora Aetodactylus halli  ismini verdi. Hall, hobi için fosil avcılığı yapıyor ve Dallas Paleontoloji Kurumu’nun bir üyesi.

Hall numuneyi 2006 yılında Kuzey Teksas’da bulmuştu.Yol çalışması için kazılan bir tepe yamacının içerisinde yumuşak bir tabakada bulundu.

Myers: “Aetodactylus halli’nin çenesi Eagle Ford Grubu diye bilinen coğrafi bir üniteden çıkarıldı.Bu bölge sığ bir denizde birikmiş tabakalardan oluşuyor.”

Hall: “Kazı bölgesini inceliyordum erozyona uğramış bu küçük yerde ilk gördüğümde onun bir deniz kabuğu olduğunu sandım.” o anı böyle anlatıyor.

Myers: “34.8 cm’lik Aetodactylus çenesi normalde 54 sivri, kıvrık diş içeriyor ancak yuvalarda sadece iki diş kalmış.” diyor.

Alt çene dişleri düz bir şekilde yayılıp çenenin sonuna kadar gidiyor, neredeyse çenenin 4/3’ünü kaplıyorlar.Üst dişler ve alt dişler çene kapanınca birleşiyor. Myers, sürüngenin zamanında bölgeyi kaplamış denizdeki balıklarla beslenmek için ideal dişlere sahip olduğunu düşünüyor. Bu sürüngenin dişlerinin olması çok şaşırtıcı çünkü yaşadığı dönemde Coloborhynchus hariç daha çok dişsiz pterozorlar hüküm sürmekteydi.

Myers: “Bununla birlikte Aetodactylus halli’nin diğer tüm ornithocheiridslerden farkı var örneğin çeneleri ince ve hassas her iki çene maksimum 1 cm’yi bulan bir kalınlığa sahip.” diyor.

Myers, sürüngenin 3 metrelik bir kanat açıklığına sahip olduğunu tahmin ediyor. “Bu nedenle Aetodactylus halli’nin orta boyutlu bir pterozor olduğunu çıkarabiliriz” diyor.

Teksas’da böyle bir ornithocheirid türünün keşfi Kretase döneminde Kuzey Amerika’da yaşamış pterezor çeşitliliğini farketmemize yol açtı. Aetodactylus ayrıca edentulous yani dişsiz türlerin baskın olduğu Kretase dönemi sonlarındaki pterozor faunasına geçişteki son ornithocheiridsleri temsil ediyor.

Çalışma Journal of Vertebrate Paleontology dergisinin son sayısında yayımlandı.