7,5 santimetrelik dinozor dişi bulundu

Arjantin’in Rio Negro eyaletinde, dünyanın en büyük dinozor türü olan Sauropodlara ait 7,5 santimetre uzunluğunda bir diş fosili bulundu.

argentinosaurus_scale

Dişi bulan Ulusal Rio Negro Üniversitesi’nden Rodolfo Garcia, Sauropodların çok uzun boyunlu ve kuyruklu, bitki yiyen dinozorlar olduğunu, dişin bu türün en gelişkini olan Titanozora ait olduğunu söyledi.

“New Scientist” bilim dergisinde yer alan haberde, Titanozorların bilinen uzunluğunun 30 metreye, ağırlıklarının ise 80 tona ulaşabildiğini belirten Garcia, Titanozorların boyunun bu keşifle yüzde 32 daha uzun olabileceğini bildirdi.

Garcia, bu dişin sadece çok büyük bir kafatasına ve devasa bir vücut yapısına sahip bir Titanozora ait olabileceğine işaret ederek, bu dişe sahip dinozorun bugüne kadar yaşamış en büyük hayvan olabileceğini vurguladı.

Londra’nın Imperial Üniversitesi’nden Philip Mannion ise bugüne kadar “en büyük Titanozora” ait iyi korunmuş bir fosil bulunamadığını, ama bulunan dişin böyle bir dinozora ait olabileceğini onayladı.

Dişin bulunduğu bölgede daha fazla kazı çalışması yapılması gerektiğini belirten Mannion, böyle bir fosilin bulunması halinde paleontologların bu türe yeni bir isim bulmaları gerekeceğini sözlerine ekledi.

AA

Reklamlar

Dinozorlar da sosyalmiş

Arjantin’in güneyinde bulunan ve 90 milyon yıllık olduğu sanılan dinozor kalıntıları, dinozorların sürü halinde yaşadığını gösterdiğini, bunun da bu dev hayvanların aynı zamanda “sosyal” bir yapıda olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Kanadalı Philip Currie ile birlikte araştırmayı yapan Arjantinli paleontolog Rodolfo Coria, telefonla yaptığı açıklamada, “Söz konusu olan, 90 milyon yıllık bir etobur dinozorun Mapusaurus adıyla anılan yeni bir türü. Farklı yaşlarda toprağa gömülü olarak 7 dinozor bulundu, bu da bu hayvanların sürü halinde yaşadığı anlamına geliyor olabilir” ifadesini kullandı. Şu ana kadar ağırlıkları 7 tona ulaşan 12-13 metrelik bu etobur hayvanların sürü halinde yaşayıp yaşamadığının bilinmediğinin altını çizen Coria, burada “dünyada ilk kez rastlanan” bir olayla karşı karşıya olduklarını söyledi.

Bu kadar büyük hayvanlardaki sürü içgüdüsünün varlığına şaşırdıklarını belirten bilimadamı, bu güdünün daha çok, büyük hayvanlara karşı kendilerini daha iyi korumak amacıyla toplaşan küçük hayvanlarda görüldüğünü söyledi.
Coria, kalıntıları bulunan dinozorların büyük olasılıkla yiyecek aramak ve daha küçük hayvanlara saldırmak için sürü halinde yer değiştirdiğinin sanıldığını ifade etti.

Buluş, Paris Doğal Tarih Müzesi’nin özel dergisi Geodiversitas’ta yayımlandı.

Afrika’yı da aşmış yeni bir dinozor türü fosili bulundu

Arjantin’de, şimdiye kadar sadece Afrika’da yaşadığı düşünülen bir dinozor türüne ait fosiller bulundu.

Bir grup bilim adamının Arjantin’in güneyindeki Rio Negro bölgesinde ortaya çıkardığı 90 milyon yıllık fosiller, boynu 20 metreyi bulan bir dinozora ait.

Arjantin Doğa Bilimleri Müzesi’nden Paleontolog Sebastian Apesteguia, AFP muhabirine, “Bulunan dinozor türünün sadece Afrika’da yaşadığı düşünülüyordu. Tür 10 yıl kadar önce tespit edilmişti” dedi. “Cathartesaure” adlı dinozor türünün otçul olduğu kaydedildi.

Tarih Öncesinin Efsane Canlıları Dinozorlar

Dinozorlar hakkındaki yeni buluntular hayal gücümüzü zorluyor.

Yitik bir dünya bugün yeniden canlandırılıyor: Bu, bazı örnekleri bir tır büyüklüğündeki dinozorların dünyası… Onlar, hayal gücümüzü her geçen gün daha fazla zorluyorlar. Üstelik, bu canlılara ilişkin bilgilerimize her saniye yenileri ekleniyor. Mevcut tabu ve klişeleri yıkarak…

Örneğin, düne kadar bu hayvanların bir toplum ve aile yaşamları olmadığını düşünüyorduk. Oysa bugün, dişilerin fedakar birer anne, erkeklerin cömert birer baba oldukları ortaya çıkarıldı. Kısacası, yaklaşık 700 farklı cinsi sınıflandırılmış olmasına karşın, bu gizemli hayvanların dünyasını tanıma konusunda henüz ilk adımları atıyoruz.

Gerçekten de, son yıllarda gerçekleştirilen bazı araştırmalar bunu açık biçimde gösteriyor.1996-1999 yılları arasında, Chicago Field Museum, Illinois, California ve Antananarivo Üniversitelerinin ortaklaşa düzenledikleri bir kazıda, Madagaskar’ın dağlık bölgelerinde, bugüne kadar hiç bilinmeyen ce dünyanın en eski dinozorları oldukları sanılan birtakım fosillere rastlandı. Oysa bu araştırmaya kadar, dünyanın en eski dinozor cinsi olarak, Arjantin’deki Ischigualasto Çukuru’nda bulunan “Herrerasaurus” ve “Eoraptor” cinsleri kabul ediliyordu. Bu cinslerin günümüzden 225 milyon yıl önce yaşadıkları saptanmıştı. Şimdi son bulgularla dinozorların geçmişi bu tarihten de geriye gidiyor.

Dinozorlar, uzun yıllar “ürkütücü kertenkeleler”, “canavarlar”, hatta “ejderhalar” olarak adlandırıldı. Halk dilinde ve günlük yaşamda, korkunç yaratıklar olarak tanımlandı. Aslında bu nitelendirmeleri hak etmemişlerdi. Onların, bundan yaklaşık 200-250 milyon yıl önce yeryüzünde ortaya çıktıkları ve diğer canlılarla birlikte doğal çevreyi paylaştıkları artık biliniyor. Zaman içinde, farklı cinslere ayrıştılar, çeşitlendiler; ardından da yok oldular. Birdenbire yok oluşlarının nedeni, bugün hala tartışma konusu.

Bilim dünyası dinozorlarla gerçek anlamda, 19. yüzyılın ortalarında yaşayan İngiliz doğabilmci Sir Richard Owen’ın çalışmalarıyla ilgilenmeye başladı. Owen bu hayvanları, 1841 yılında, Yunanca “deinos” (korkunç) ve “saurus” (kertenkele) anlamına gelen iki sözcüğün bileşiminden oluşmuş “dinozor” adıyla adlandırdı. Ancak dinozor fosillerine yönelik çalışmalar, 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirildi. Nitekim, bu hayvanların 600 kadar çeşidinin yüzde 40’ı, 1970 yılından sonra bulundu.
Bilimsel araştırmalar dinozorların tarih öncesi, dünyanın her kıtasında yaşadıklarını gösteriyor. Son olarak 1986 yılında Antarktika’da zırhlı ir “Ankylosaurus”a ait fosil ve bir “Drnithopood”(?) iskeletinin bir bölümü ortaya çıkarıldı.

Alaska’da elde edilen dinozor bulgularıyla birlikte, onların Kuzey Kutbu enlemlerinde de yaşadıkları kanıtlandı. Ne var ki, dinozorların büyük bir bölümü soğuk ve kış olan bu kutup bölgelerinde bütün bir yılı geçirdikleri söylenemez. Daha mantıklı bir açıklama, yaz aylarında düşmanları tarafından kovalanan otobur dinozorların bazılarının kuzeye, Batı Kanada’ya doğru giderek, taze yiyecek aramış olmaları…

Orta Asya’daki Gobi de dinozorlara ait pek çok kalıntı sağlayan bölgelerin başında geliyor. Buradaki ilk bulgulara, 1920 yılında ortaya çıkarılan “Protoceratops” cinsinden dinozorlara ait… Çinli ve Kanadalı fosil uzmanları, 4 yıl süren uzun kazılardan sonra birçok fosil bulgusina rastladılar. Tüm bu çalışmalar gösteriyor ki, dinozorlar en azından uzunca bir dönem gezegenimizin tüm kıtalarına yayılmış ve yeryüzünün mutlak hakimi olmuşlardı.
Bir zaman aracına binelim ve bundan tam 200 milyon yıl öncesine bir yolculuğa çıkalım. Şimdi, jeologların “Triyas Dönemi” adı verdikleri çağın tam ortasında bulunuyoruz. Yeryüzü henüz tek bir dev kıta görünümünde. “Pangea” adı verilen bu kıtayı, yine tek ve dev bir okyanus, “Panthalassa” çevreliyor.Ana kıta henüz devasa bir çöl yapısında… Sadece okyanus kıyılarında tropikal ormanlar yer alıyor.

İklim, sıcak ve kurak. Kutup bölgelerinde de buzullar oluşmamış. Çünkü, bu noktalarda sıcaklık ortalama 10 derece civarında… O günlerde, daha sonra dönemin tüm kıtalarını istila edecek dinozorlar evrimlerinin henüz başlangıç aşamasında…

Fosil araştırmalarından çıkan bilim sonuçlara göre, o tarihlerde dinozorlar, mevcut hayvan coğrafyası içinde çok küçük bir yüzde oluşturuyorlar. O dönemde faunaya hakim olanlar, “Therapsida” takımından ve sürüngen-memeli olarak tanımlanıyor. Nedeni ise, özel kafatası yapıları. Bu hayvanlar daha sonra memelilerin içinde eriyip yok oldular.

Ancak, o tarihlerde yeryüzüne egemen olan hayvanlar, nemli iklim koşullarına mükemmel bir uyum gösteren amfibyumlar, yani iki yaşayışlılar. Nitekim, bu hayvanlar dinozorlardan önce de yaşıyorlardı. O günün bitki yapısı ve doğa koşulları, memelilerin varlıklarına sürdürmelerini zorlaştırıyordu. Gökyüzünde ise, ilk uçan sürüngenler belirmişti.

Dinozorların, Triyas Dönemi’nin sonlarına doğru, yeryüzüne egemen olmaları için birkaç milyon yıl gerekti. Peki ama onların diğer sürüngenlere oranla avantajları neydi?

Birçok araştırmacıya göre, dinozorlara bu üstünlüğü ayak yapıları sağlıyordu. Öteki sürüngeler, kenarlara doğru yayılmış ayaklarla yürümek zorundaydılar. Bu da ciğerlerine yeteri kadar hava alıp vermelerini engelliyordu. Oysa dinozorlar, gövdenin altındaki düz ayakları sayesinde dik durabiliyorlardı. Böylece, hem koşup hem nefes alabiliyorlardı. Bunun sonucunda da, çok hızlı hareket edebiliyor ve uzun süre bu duruma dayanabiliyorlardı. Yine bu özellikleri nedeniyle, zamanla ön ayaklarını birer saldırı ve savunma silahına, hatta giderek kanatlara dönüştürdüler.

Yaklaşık 160 milyon yıl önce, dinozorlar yerküre üstündeki en geniş hayvan topluluğuydu. Ancak, günümüzden 65 miloyn yıl önce, çok kısa bir sürede soyları tükendi. Dinozorların neden yok olduğu sorusunun yanıtı yıllarca arıştırıldı. Bütün olasılıkla, bu sorunun yanıtı hiçbir zaman tam olarak verilemeyecek.

Şimdilik, 65 milyon yıl önce, Kretase Dönemi’nin sonlarında, iklimde meydana gelen kısa süreli, ancak şiddetli bir değişiklik, bu sorunun en mantıklı yanıtı gibi görünüyor. Bunun yanı sıra, hem doğal hem de uzay kaynaklı felaketler de öne sürülüyor…

Uzay teorilerinden biri, “ölüm yıldızı” diye adlandırılan ve pek çok bilim adamının varlığına inanmadığı “Nemesis” yıldızı… Teoriye göre, her 26 milyon yılda bir binlerce yüzyıl süren bir kuyrukluyıldız yağmuru dünyayı etkisi altına alıyor. Bunlardan bazılarının atmosferde bıraktığı birikmiş parçalar, güneş ışınlarının önünü keserek dünyayı yıllarca karanlıkta bırakıyor. Gökyüzünün kararmasıyla düşen sıcaklık ise, pek çok hayvan ve bitkinin yok olmasına yol açıyor.

Bir başka dünya dışı teori ise, Güneş’e yakın bir yıldızın belli aralıklarla yer değiştirerek kuyrukluyıldızları yörüngelerinden çıkardığı ve onları Dünya’ya doğru yönlendirdiği yolunda… Bazı bilim adamları ise, bu felaketleri “X” gezegeni olarak adlandırılan onuncu bir gezegenin varlığına bağlıyorlar.
Öteki kanıtlar, yok oluşun doğal felaketlerden kaynaklandığını gösteriyor. Yaklaşık 65 milyon yıl önce meydana gelen en büyük volkanik patlamaların birinde, akışkan bazaltlar, Hindistan’ın Dekkan Yaylası’nı oluşturmuştu. Bu, belki de o zamanlarda dünyanının ikliminin değişmesinin nedeniydi. Bu değişiklik, dinozorları başka yönlerden de etkilemiş olabilirdi.

Kuluçkadan çıkmamış “Sauropod” yumurtalarında, bol miktarda, az bulunan bir element olan selenyum tespit edilmişti. Selenyumun yer altından yüzeye çıkması, volkanik patlamalar sonucu oluyordu. Epeyce zehirleyici olan bu elementin yüksek miktarlarının, kuluçkadan sonra tavukların yumurtadan çıkmasını engellediği biliniyordu. Aynı etkinin dinozor yumurtaları için de geçerli olduğunu düşünmek, pek de uçuk bir düşünce değildi.

Peki, neden dinozorlar öldü de kuşlar yaşamaya devam etti? Sadece bitki yiyenlerin yüksek dozda selenyum almış olabileceği fikri, olası bir açıklama. Çünkü, toz halinde selenyum yüklenen bitkileri yiyen dinozorların yumurtalarına zehirin geçmesi kaçınılmazdı. Otoburların soylarının böylece tükenmesi, etoburlara yiyecek bir şey bırakmayarak bu hayvanların da yok olmasına yol açtı.

Dinozorların yok oluşunu açıklamaa çalışan teorilerden en popüler olanı, dinozor yumurtalarının, dinozor döneminin ilk yarısında ortaya çıkan küçük memeliler tarafından yendiğini iddia ediyordu. Dinozorlar, bu memelilerle başa çıkamamışlardı. Çünkü, sıcakkanlı olan bu hayvanlar çok hızlı hareket ediyor ve rahatlıkla saklanabiliyorlardı.

Bu teori, az sayıda dinozor yumurtası bulunmasını da açıklıyordu. Ancak, 100 milyon yıl boyunca, memelilerle dinozorların nasıl bir arada yaşamaya devam ettikleri sorusuna bir yanıt getiremiyor.

Bir başka düşünce de, dinozorların aptal ve kolay uyum sağlayamayan yaratıklar olduğu ile ilgili. Bu teoriye göre, dinozorlar git gide büyüyerek çevreye ayak uyduramayan yaratıklar haline gelmişler, gövdeleri büyürken beyinlerinin küçük kalması, onların uyum güçlüğü çekmelerine yol açmıştı. Örneğin, 30 tonluk bir “Brontosaurus”un beyni sadece 226,5 gram çekiyordu.

1946 yılında bir paleontoloji uzmanı, büyük hayvanların küçük hayvanlar kadar sıcaklık yaymadıklarını, bu nedenle de küçük bir sıcaklık artışının 10 kiloluk bir erkek dinozorun testislerini fazlasıyla ısıtarak spermlerini öldürebileceğini öne sürmüştü.

Dinozorların soylarının tükenmesindeki etken büyüklükleri değilse de, onların yeme alışkanlıklarıydı. Sadece bir tek çeşit bitki ile beslenen dinozorlar, belki de bu bitkilerin ortadan kalkmasıyla yok oldular. Belki de, seçebilme özelliklerinin var olmaması nedeniyle zehirli bitkileri yiyerek öldüler.

Diğer bilim adamları, Kretase Dönemi’nin sonlarına doğru, deniz seviyesinin düşmesi sonucu iklimde meydana gelen yavaş değişmeleri, dinozorların soylarının tükenmesi için yeterli buluyorlar. Amerika’da yapılan araştırmalar, iklimin daha soğuk ve nemli hale geldiğini, ayrıca büyük dinozor topluluklarına yeterli yer kalmadığını da ortaya koyuyor. Tüm bu hipotezleri destekleyen pek çok kanıt var.

Belki de Kretase Dönemi’nin sonlarında meydana gelen bir dizi felaket, dinozor türünün aniden ortadan kalkmasına katkıda bulunmuştu. 65 milyon yıl öncesine ait bu sır perdesinin aralanması için yapılan araştırmalar arttıkça, o günlerde yaşananların gümüzü ne kadar etkilediği daha kolay anlaşılıyor.

Dinozorların ordan kalkmasıyla, bu ürkütücü yaratıkların yanı sıra yaşamlarını belli belirsiz sürdüren memelilere de gün doğmuştu. Dinozorların boşalması, memelilerin git gide gelişerek çoğalmalarını, en son dinozorlardan 61 milyon yıl sonra da atalarımızın ortaya çıkmasını sağlamıştı.

Ne var ki, sadece dinozorların yok olmasını açıklayan bu teoriler, o dönemlerde yaşayan diğer türlerin yok oluşlarına bir açıklık getirmiyor. Bu nedenle bilim adamları, düna dışından gelmiş etkilere daha sıcak bakıyorlar.

Sinema tarihi boyunca yapımcıların en çok dikkatini çeken doğal yaratıkların başında dinozorlar geliyor desek, pek de yanılmış olmayız herhalde. Gerek görkemli ve korkunç görünümlü gövdeleri, gerek gizemli yok oluşlarıyla vazgeçilmez senaryo malzemesi oldular hep Film yapımcıları, teknik yetersizliklerden dolayı başarısız kalan girişimleri nedeniyle kimi zaman küçük düştüler, kimi zaman iflas ettiler.

Ta ki, Steven Spielberg’in Jurassic Parkı’na kadar Bilgisayarlı Görüntü Yaratma (CGA) tekniğiyle, yine Spielberg’e ait Industrial Light&Magic Laboratuvarlarında hazırlanan film, sinema efekti teknolojisinde yeni bir çığır açtı. Bu teknoloji daha sonra izleyiciyi The Lost World (Kayıp Dünya) ve Walt Disney Pictures’in dijital fotoğrafçılık ve özel efekt sihirbazlığını harmanlayarak “Dinasour” filmiyle buluşturdu.

“Dinasour” filmindeki 12 ana karakter ile 30’u aşkın dinozor cinsi, tasarımcılar, animatörler ve yönetmenlerin hummalı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarıldı.

Görsel bir şölenin sunulduğu “Dinasour” filmi dijital film teknolojisindeki en önemli adımlardan biri. Çünkü, bilgisayarla yaratılan görüntülerle doğa, ilk kez bu kadar gerçekçi bir üslupla birleştiriliyor ve izleyiciyi tarih öncesi çağlara götürüyor.

FocusDergisi

Dinozor soy ağacındaki bir kayıp halka daha bulundu

Smithsonian Enstitüsü liderliğindeki biliminsanlarından oluşan bir ekip sadece yeni türe ait bir fosil ortaya çıkarmakla kalmadı ayrıca iki grup dinozor arasındaki kayıp halkayı da gün yüzüne çıkardı. Daemonosaurus chauliodus Ghost Ranch’ta keşfedildi.Ekibin bulguları Proceedings of the Royal Society’de yayımlandı.

İki ayağı üzerinde yürüyen yada koşan bilinen en eski dinozorların içerisinde ilk yırtıcı türlerden de sayılan Herrerasaurus yer alır.Bu dinozorlar yaklaşık 230 milyon yıl önce şu an Arjantin ve Brezilya’nın bulunduğu yerlerde Trias döneminin sonlarında yaşam sürdüler.Bu ilk yırtıcı dinozorların evrimsel pozisyonları tartışmalı çünkü onlar ve onlardan sonraki teropodlar arasında fosil kayıtlarında bir boşluk var.Ekibin Daemonosaurus chauliodus’i keşfetmesi bu boşluğu doldurmaya yardımcı oldu.

Daemonosaurus’un sadece kafatası ve boyun parçaları bulunduğu için bu yeni türün tam boyutu bilinmiyor.Bununla birlikte dinozorun kafatası dar ve oldukça derin, burnundan başlayıp kafasının arkasına kadar olan uzunluk 5.5 inç dahası oldukça büyük göz yuvaları var.Üst çenesinde ileriye doğru meyleden büyük bir dişi var.İşte bu özelliği biliminsanlarının türü isimlendirmesinde yardımcı oldu. Daemonosaurus ismi Yunanca’da şeytani ruh (çünkü Ghost Ranch’ta bulundu) anlamına gelen “daimon” ve sürüngen anlamına gelen “sauros”  kelimelerine dayanarak verildi.Tür ismi chauliodus ise Yunanca “boynuz diş” anlamından türetildi ve dinozorun ileri meyleden büyük ön dişine atıfta bulunuyor.

Daemonosaurus ilkel bir teropod türü ve bu dinozor Jura döneminden hemen önceki Trias döneminin sonlarına yani yaklaşık 230 milyon yıl öncesine tarihleniyor.Bu, tüm ilkel dinozorların daha erken zamanlarda yok oldukları inancını değiştiriyor. Daemonosaurus’un kafatası ve boyun kemikleri ayrıca birçok yönden onun yeniteropodlara (evrimsel süreçte hayatta kalmayı sürdürmüş dinozorlar grubu) benzediğini gösteriyor.

Smithsonian’ın Ulusal Doğal Tarih Müzesi’nde Omurgalı Paleontolojisi bölümü başkanı olan ayrıca bulguların baş yazarı Hans Sues “Daemonosaurus’un kafatası ve boyun parçalarındaki çeşitli özellikler onun Güney Amerika’daki bilinen ilk yırtıcı dinozorlar ve daha gelişmiş teropodlar arasında bir ara geçiş olduğunu gösteriyor” diyor ve ekliyor “boyun kemiklerinde bulunan solunum yapısıyla ilgili bölgelerdeki boşluklar bu özelliklerinden biri”

Bu yeni keşif ilk dinozorların evrimiyle ilgili daha öğrenecek çok şey olduğunu gösteriyor.Sues ”Amerika’nın güney batısı gibi işlenmiş bölgelerde hala sürdürülen keşifler yeni önemli fosil buluntularını beraberinde getirecektir” diyor.

Dinozorların kayıp halkası gün yüzüne çıktı

Arjantin’in kuzeybatısındaki Ischigualasto-Vallee de la Lune parkında, etoburlarla otoburlar arasındaki bağlantının kayıp halkasını oluşturan, hem et hem de ot yiyen bir dinozora ait kalıntılar bulundu.

San Juan Doğal Bilimler Müzesi Müdürü Oscar Alcober, dinozorların 228 milyon yıl önce yaşamış olduğu bölgedekikeşifle ilgili açıklamasında, “bu hem ot hem de et yiyen bir dinozor, yani etobur dinozorlarla otobur dinozorlar arasındaki kayıp halka, dinozorlar tarihi için çok önemli bir parça” dedi.

Amerikan bilim dergisi Plos One’ın internet sitesinden de yayımlanan keşfin 2006′da yapıldığı belirtilirken, Alcober, “bu keşfi bilim toplumunun desteğini alabilmek için bu şekilde duyurmaya karar verdik” dedi.

Dünyanın en büyük otobur dinozoru 1989′da Arjantin’in güneybatısındaki Neuquen eyaletinde bulunmuş ve “Argentinosaurus Huinculensis” olarak adlandırılmış, dünyanın en büyük otobur dinozoru da aynı eyalette 1993′te bulunmuş ve “Giganotosaurus Carolinii” adıyla tanımlanmıştı.

Kayıp halkaya da, Yunancada hem et hem ot yiyen anlamındaki “panphagia” ile birinci anlamına gelen “protos” kelimelerinin birleştirilmesiyle “Panphagia Protos” adı verildiğini belirten Alcober, “Panphagia Protos”un çene yapısını incelediklerinde daha güçsüz olduğunu ve e oburların çene yapısı gibi olmadığını gördüklerini söyledi.

Alcober, bilim adamlarının dinozorun iskeletinin yüzde 45′ini bulabildiğini ve bulunan parçalar arasında dev canlının vücudunun her yerine ait örneklerin yer almasının da bilgi bakımından bir zenginlik oluşturduğunu, iskeletin yeniden yapılmasını kolaylaştırdığını da sözlerine ekledi.

T-Rex ne ki?Giganotosaurus’tan bile daha büyük

Bilinen en büyük etobur dinozorlardan biri olarak kabul edilen yeni bir dinozor türüne ait bir fosil, Arjantin’in fosilleriyle ünlü Patagonia bölgesinde keşfedildi. Yaklaşık 100 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen “Mapusaurus roseae” olarak adlandırılan yeni keşfedilen dinozor türünün gruplar halinde avlandığı düşünülüyor.

Arjantin’in fosilleriyle ünlü Patagonia bölgesinde bilinen en büyük etobur dinozor türlerinden biri keşfedildi. Boyları, dev etobur T. Rex’den biraz daha büyük olan “Mapusaurus roseae” isimli dinozor türünün bulundukları çevrede, en büyük dinozor türü olan otobur “sauropod”lardan bile daha dominant bir etkiye sahip olduğu düşünülüyor. Mapusaurus dinozorlarının yaklaşık olarak 100 milyon yıl önce, gruplar halinde yaşayıp avlandığı düşünülüyor.

Paleontologların bölgede 24 kilometre alanı kapsayan kazıları sonucunda pek çok Mapusaurus dinozoruna ait yüzlerce kemik bulundu. Alanda başka herhangi bir yaratığın izine rastlamayan bilim adamları, buradan yola çıkarak bu dinozorların bir arada yaşayıp, gruplar halinde avlandığını düşünüyor.

Grup avlanmanın Mapusaurus dinozorlarına pek çok avantaj sağladığı düşünülüyor. Bilim adamları buna örnek olarak, yaklaşık 37 metrelik boylarıyla bilinen büyük dinozor türü olan otobur Argentinasaurus dinozorlarının bile Mapusaurus’lara yem olmuş olabileceği üzerinde duruyor.  Bilim adamları, Mapusaurus dinozorlarının, kurtlar ve aslanlar gibi koordine bir şekilde avlanıp avlanmadığı konusunda ise herhangi bir veriye sahip değil.

Tam bir iskelete rastlanmaması, dinozorların boyu hakkında kesin bir veri elde edilmesini engelliyor. Fakat bilim adamları, bu dinozorların yetişkin olanlarının ortalama boyunun 12 metre civarında olduğunu düşünüyor.Akla şu soru geliyor en büyük kim?